İsrail işgali altındaki Batı Şeria'nın kuzeyindeki Tulkarem kentinde ve çevresindeki mülteci kamplarında yerinden edilen Filistinliler, ağırlaşan ekonomik koşullar altında hayatta kalma mücadelesi veriyor. İsrail güçlerinin askeri operasyonları ve yerleşim politikaları nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalan binlerce kişi, temel gıda, ilaç ve barınma ihtiyaçlarını karşılayamaz hale gelmiş durumda. Birleşmiş Milletler kaynaklarına göre bölgede insani yardım erişimi kısıtlanırken, halk borçlanarak günlük yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Yerel kaynaklar, Tulkarem ve çevresindeki kamplarda yoksulluk oranının son aylarda hızla arttığını ve birçok ailenin temel gıda maddelerine dahi ulaşamadığını bildiriyor.
Artan İşgal ve Yerinden Edilme Dalgası
Batı Şeria'da İsrail'in askeri operasyonları ve yerleşim genişlemesi, özellikle Tulkarem, Cenin ve Nablus gibi kuzey kentlerinde yaşayan Filistinlileri doğrudan etkiliyor. 2023 Ekim ayından bu yana bölgede artan gerginlik, yüzlerce ailenin evlerini terk etmesine yol açtı. İsrail ordusunun düzenlediği baskınlar ve yerleşimci saldırıları sonucu yerinden edilen Filistinliler, genellikle akrabalarının yanına veya derme çatma barınaklara sığınıyor. Tulkarem Mülteci Kampı'nda yaşayan bir baba, "İki aydır işsizim, çocuklarıma ekmek alacak param yok. Ellerim boş, çaresizim" diyerek durumun vahametini gözler önüne seriyor.
Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA), bölgede artan ihtiyaçlara rağmen fon sıkıntısı yaşadığını ve yardımların azaldığını açıkladı. UNRWA yetkilileri, özellikle gıda ve sağlık hizmetlerinde ciddi kesintiler yaşandığını belirtiyor. Dünya Bankası verilerine göre Batı Şeria'da işsizlik oranı %30'u aşmış durumda ve yoksulluk sınırının altında yaşayan Filistinli sayısı her geçen gün artıyor. Yerel ekonomistler, İsrail'in uyguladığı kısıtlamalar ve çalışma izinlerinin iptali nedeniyle binlerce Filistinlinin gelir kaynağını yitirdiğini vurguluyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Batı Şeria'daki insani kriz, sadece Filistin topraklarını değil, tüm Orta Doğu'yu istikrarsızlaştırma potansiyeli taşıyor. Mısır ve Ürdün gibi komşu ülkeler, artan mülteci akını ve ekonomik baskıyla karşı karşıya. Uluslararası toplum, İsrail'in yerleşim faaliyetlerini uluslararası hukuka aykırı bulsa da etkili bir yaptırım uygulamakta zorlanıyor. Avrupa Birliği ve ABD, insani yardımları artırma çağrısı yaparken, Körfez ülkeleri de bölgeye yönelik finansal destek sözü veriyor. Ancak sahadaki durum, alınan kararların çok gerisinde seyrediyor.
Uluslararası Kızılhaç Komitesi, Batı Şeria'da sağlık hizmetlerine erişimin giderek zorlaştığını ve kronik hastalığı olan hastaların ilaç bulmakta güçlük çektiğini raporluyor. Tulkarem'deki doktorlar, yetersiz beslenme ve kötü hijyen koşulları nedeniyle salgın hastalık riskinin arttığı uyarısında bulunuyor. Özellikle çocuklar arasında ishal ve solunum yolu enfeksiyonları vakalarında artış gözlemleniyor. Eğitim de sekteye uğramış durumda; birçok okul ya askeri operasyonlar nedeniyle kapanmış ya da sığınak olarak kullanılıyor.
Filistin yönetimi, uluslararası toplumdan acil insani koridor açılmasını ve yardımların kesintisiz ulaştırılmasını talep ediyor. Ancak İsrail'in güvenlik gerekçeleriyle uyguladığı abluka ve hareket kısıtlamaları, yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaşmasını engelliyor. Sivil toplum kuruluşları, mevcut insani yardım mekanizmalarının yetersiz kaldığını ve daha kapsamlı bir uluslararası müdahale gerektiğini belirtiyor. Birçok Filistinli, geleceğe dair umudunu yitirmiş durumda; gençler arasında göç etme isteği her geçen gün artıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Batı Şeria'daki insani kriz, Türkiye'nin Filistin politikası ve bölgesel istikrar açısından kritik bir sınav niteliğindedir. Türkiye, tarihsel ve kültürel bağlarının yanı sıra insani diplomasi anlayışıyla Filistin halkına destek vermeyi sürdürüyor. Artan yoksulluk ve yerinden edilme, Türkiye'nin bölgeye yönelik insani yardımlarını ve siyasi girişimlerini daha da önemli kılıyor. Ayrıca, istikrarsızlığın derinleşmesi, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu'da Türkiye'nin güvenlik ve ekonomik çıkarlarını da dolaylı olarak etkileyebilir. Türkiye'nin, uluslararası platformlarda Filistin davasını savunmaya devam etmesi ve insani yardımları artırması bekleniyor.