İsrail'de Yahudi siyasi liderlerin, ılımlı Arap partileriyle işbirliği yapma yönündeki vaatlerini artık hayata geçirmesi gerektiği belirtiliyor. Yonatan Touval'in kaleme aldığı analizde, İsrail'in kendi Arap vatandaşlarına yönelik tutumunun sorgulanması ve bu konuda somut adımlar atılması gerektiği vurgulanıyor. Touval, Arap vatandaşların İsrail toplumunun ayrılmaz bir parçası olduğunu, ancak yıllardır "misafir" muamelesi gördüğünü ifade ediyor. Bu durum, ülkedeki demokratik yapının ve toplumsal uyumun önündeki en büyük engellerden biri olarak öne çıkıyor.
İsrail'de Arap Vatandaşların Durumu: Tarihsel Arka Plan
İsrail'in 1948'de kurulmasından bu yana, ülkedeki Arap vatandaşlar (Filistin kökenli İsrailliler) nüfusun yaklaşık %20'sini oluşturuyor. Ancak bu topluluk, onlarca yıldır sistematik ayrımcılık, ekonomik eşitsizlik ve siyasi dışlanma ile karşı karşıya. İsrail'in "Yahudi devleti" kimliği, Arap vatandaşların tam eşitlik taleplerini sürekli olarak gölgeliyor. 2018'de kabul edilen "Ulus Devlet Yasası", İsrail'i yalnızca Yahudi halkının devleti olarak tanımlayarak Arap vatandaşların statüsünü daha da tartışmalı hale getirdi. Bu yasa, Arapça'nın resmi dil statüsünü de fiilen kaldırdı ve Arap vatandaşların kendilerini ikinci sınıf vatandaş gibi hissetmelerine yol açtı.
Son yıllarda İsrail siyasetinde Arap partilerinin rolü arttı. Özellikle 2020'deki seçimlerde Birleşik Arap Liste (Joint List) önemli bir oy oranına ulaştı ve Knesset'te üçüncü büyük parti oldu. Bu durum, Arap siyasi temsilinin güçlendiğini gösteriyor. Ancak buna rağmen, Yahudi siyasi liderler Arap partileriyle koalisyon kurmaktan kaçınıyor. Yair Lapid'in 2021'de başbakan olmasıyla kurulan koalisyon hükümetinde Ra'am Partisi (Birleşik Arap Liste'nin bir kanadı) yer aldı; bu, İsrail tarihinde bir Arap partisinin ilk kez hükümete girmesi anlamına geliyordu. Fakat bu koalisyon kısa ömürlü oldu ve 2022'de dağıldı. Touval, bu tür girişimlerin süreklilik kazanması gerektiğini savunuyor.
Arap vatandaşların yaşadığı sorunlar yalnızca siyasi temsil eksikliğiyle sınırlı değil. İsrail'deki Arap şehirleri ve köyleri, Yahudi yerleşimlerine kıyasla çok daha az devlet yatırımı alıyor. Eğitim, sağlık ve altyapı hizmetlerinde ciddi eşitsizlikler var. İşsizlik oranı Arap toplumunda genel nüfusa göre daha yüksek. Ayrıca, Arap vatandaşlar sık sık polis şiddeti ve gözaltına alınma ile karşı karşıya kalıyor. 2021 Mayıs'ında Gazze'deki çatışmalar sırasında İsrail içinde yaşanan toplumsal olaylar, Arap ve Yahudi vatandaşlar arasındaki gerilimin ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İsrail'in Arap vatandaşlarına yönelik tutumu, yalnızca iç mesele değil, aynı zamanda bölgesel ve uluslararası ilişkileri de etkiliyor. İsrail'in 2020'de imzaladığı İbrahim Anlaşmaları ile BAE, Bahreyn, Sudan ve Fas gibi Arap ülkeleriyle normalleşme süreci başladı. Bu anlaşmalar, İsrail'in Arap dünyasıyla ilişkilerini geliştirmeyi amaçlıyor ancak İsrail'in kendi Arap vatandaşlarına davranışı, bu ülkelerdeki kamuoyunda tepkilere yol açıyor. Özellikle Filistin meselesi, Arap halklarının İsrail'e bakışını belirleyen en önemli faktör olmaya devam ediyor. İsrail'in Arap vatandaşlarına eşit davranmaması, normalleşme sürecinin meşruiyetini zedeliyor.
Uluslararası alanda ise İsrail, insan hakları örgütleri ve Birleşmiş Milletler tarafından sık sık eleştiriliyor. Amnesty International ve Human Rights Watch gibi kuruluşlar, İsrail'i apartheid rejimi uygulamakla suçluyor. Bu suçlamalar, İsrail'in uluslararası itibarını zedeliyor ve özellikle Batılı ülkelerde artan bir baskı unsuru haline geliyor. ABD'de de özellikle genç Demokrat seçmenler arasında İsrail'e yönelik eleştiriler artıyor. Bu durum, İsrail'in en önemli müttefiki olan ABD ile ilişkilerinde zaman zaman gerilimlere yol açıyor.
İsrail'in Arap vatandaşlarına yönelik politikaları, ülkenin demokratik kimliği açısından da bir sınav niteliğinde. İsrail kendisini Ortadoğu'nun tek demokrasisi olarak tanımlıyor ancak nüfusunun %20'sine eşit haklar tanımaması, bu iddiayı zayıflatıyor. Touval, bu çelişkinin uzun vadede sürdürülemez olduğunu belirtiyor. Yahudi siyasi liderlerin, Arap partileriyle işbirliği yaparak bu sorunu çözmesi gerektiğini vurguluyor. Aksi halde, İsrail içinde toplumsal huzursuzluk artacak ve ülkenin uluslararası konumu daha da zorlaşacak.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail'in Arap vatandaşlarına yönelik politikaları, Türkiye'nin Ortadoğu politikası açısından önemli bir başlık. Türkiye, Filistin meselesinde tarihsel olarak Filistinlilerin haklarını savunuyor ve İsrail'in uygulamalarını eleştiriyor. İsrail'in kendi Arap vatandaşlarına daha fazla hak tanıması, bölgede gerilimi azaltabilir ve Türkiye-İsrail ilişkilerinde normalleşme sürecine katkı sağlayabilir. Ancak mevcut durumda Türkiye, İsrail'in apartheid benzeri uygulamalarını sert bir şekilde eleştiriyor ve uluslararası platformlarda bu konuyu gündeme getiriyor. İsrail'in iç politikasındaki bu tartışma, Türkiye'nin bölgesel barış ve istikrar çabalarını doğrudan etkiliyor. Ayrıca, Türkiye'deki Arap kökenli vatandaşlar için de bir referans noktası oluşturuyor.