Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Cuma günü yaptığı oylamada, İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk'ün görev süresini dört yıl daha uzatma kararı aldı. Rusya ve İsrail'in itirazları ile ABD'nin finansmanı yeniden değerlendirme tehdidine rağmen alınan bu karar, uluslararası toplumun insan hakları alanındaki desteğini ortaya koydu. Reuters'ın haberine göre, oylamaya katılan ülkelerin büyük çoğunluğu Türk'ün görevde kalması yönünde oy kullandı. Karar, küresel insan hakları mimarisinin geleceği ve büyük güçler arasındaki gerilimler bağlamında önemli bir gösterge olarak değerlendiriliyor.
Görev Süresinin Uzatılması ve Arka Planı
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (OHCHR), üye devletlerin insan hakları yükümlülüklerini yerine getirmelerine yardımcı olmakla görevli ana organ olarak, dünya genelinde ihlalleri izleyip raporlar yayınlıyor. Volker Türk, 2022 yılında bu göreve atanmış ve ilk dört yıllık süresi bu yıl doluyordu. Yeni kararla birlikte Türk'ün görev süresi, 2028 yılına kadar uzatılmış oldu.
Karar, Genel Kurul'da yapılan gizli oylamada, 123 ülkenin lehte oy kullanması ile alındı. İsrail ve Rusya'nın aleyhte oy kullandığı bilinirken, bazı ülkelerin çekimser kaldığı belirtiliyor. ABD, oylama öncesinde yaptığı açıklamada, OHCHR'ye yönelik finansmanını ve katılımını gözden geçireceğini duyurmuştu. Bu tehdit, özellikle Gazze'deki savaş sırasında İsrail'e yönelik eleştirileri nedeniyle İsrail'in OHCHR'ye ve BM'ye yönelik artan baskısının bir parçası olarak görülüyor.
İsrail, OHCHR'nin kendisine karşı önyargılı olduğunu savunuyor ve özellikle Türk'ün Gazze'deki askeri operasyonlarla ilgili raporlarını eleştiriyor. Rusya ise, Ukrayna işgali sonrasında OHCHR'nin Rusya aleyhindeki raporlarını ve Türk'ün açıklamalarını 'tek taraflı' olarak nitelendiriyor. Bu iki ülkenin de OHCHR'nin çalışmalarını engellemek için çaba gösterdiği biliniyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu gelişme, insan hakları alanında artan kutuplaşmayı gözler önüne seriyor. Bir yanda ABD ve bazı Batılı ülkeler, insan hakları savunuculuğunu dış politika önceliği olarak görürken, diğer yanda Çin, Rusya ve bazı gelişmekte olan ülkeler, insan haklarının evrenselliği yerine ulusal egemenliğe vurgu yapıyor. ABD'nin finansman tehdidi, bu kutuplaşmanın somut bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Trump yönetimi döneminde ABD, OHCHR'den çekilmiş, ancak Biden yönetimi geri dönmüştü. Şimdi ise yeniden gözden geçirme tehditleri, insan hakları alanındaki işbirliğinin ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor.
Birleşmiş Milletler'de alınan bu karar, küresel insan hakları sisteminin işlerliğini koruyabilmesi için büyük önem taşıyor. OHCHR, bugün itibarıyla dünya genelinde onlarca ülkede ofis bulunduran ve binlerce çalışanı olan bir kuruluş. Özellikle çatışma bölgelerindeki izleme faaliyetleri, uluslararası toplumun insan hakları ihlallerine ilişkin bilgi edinmesinde kritik bir rol oynuyor. Bu oylama, BM'nin çok taraflı sistemine olan güvenin bir testi olarak da yorumlanabilir; çünkü büyük güçlerin tehditlerine rağmen çoğunluğun OHCHR'ye destek vermesi, sistemin hâlâ işlediğinin bir göstergesi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, BM Genel Kurulu'nda insan hakları konularında çoğunlukla ılımlı bir tutum sergiliyor ve OHCHR'nin görev süresinin uzatılması kararını destekleyen ülkeler arasında yer almadı. Ankara, özellikle PKK/YPG ile mücadelesi ve 15 Temmuz darbe girişimi sonrası aldığı tedbirler nedeniyle OHCHR'nin bazı raporlarını eleştirmişti. Ancak Türkiye, insan hakları alanında BM ile işbirliğini sürdürüyor; Ulusal İnsan Hakları Mekanizması'nı güçlendirmeye yönelik adımlar atıyor. Kararın, küresel insan hakları normlarının korunması açısından önemli olduğu söylenebilir; ancak Türkiye'nin kendi insan hakları gündemiyle ilgili BM raporlarına karşı eleştirel durduğu da bilinen bir gerçek. Bu nedenle, kararın Türkiye'ye doğrudan bir yansıması olmamakla birlikte, OHCHR'nin bağımsız kalması ve siyasi baskılardan etkilenmemesi, uluslararası toplumda güvenilirliğini koruması açısından bölgesel istikrar ve insan haklarına saygı için önem taşıyor.