Dünya liderleri, Birleşmiş Milletler'in doğa koruma hedeflerine ulaşamaması nedeniyle sert eleştirilerle karşı karşıya. Bu ay düzenlenecek BM Biyolojik Çeşitlilik Zirvesi (COP17) öncesinde hükümetlerin, Dünya üzerindeki yaşamı sürdüren bitki, hayvan ve ekosistemleri koruma taahhütlerini yerine getirmede yetersiz kaldığı belirtiliyor. Sivil toplum kuruluşları ve bilim insanları, ülkelerin 2030 yılına kadar belirlenen 23 hedeften sadece birkaçında ilerleme kaydedebildiğini vurgulayarak acil önlem çağrısında bulunuyor.
Biyolojik Çeşitlilik Zirvesi'nde Hayal Kırıklığı Beklentisi
Ekim ayında gerçekleşecek COP17 zirvesi, 2022 yılında kabul edilen Kunming-Montreal Küresel Biyolojik Çeşitlilik Çerçevesi'nin uygulanmasını değerlendirecek. Çerçeve, 2030 yılına kadar kara ve denizlerin yüzde 30'unun korunması, plastik kirliliğinin azaltılması ve yok olma tehlikesi altındaki türlerin kurtarılması gibi iddialı hedefler içeriyor. Ancak zirve öncesinde yayınlanan raporlar, çoğu ülkenin ulusal stratejilerini henüz tamamlamadığını ve finansman taahhütlerini yerine getirmediğini gösteriyor.
BM Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi (CBD) İcra Sekreteri Astrid Schomaker, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, "Ülkelerin birçoğu hedeflerine ulaşma yolunda değil. Ancak bu, pes etmemiz gerektiği anlamına gelmiyor. Rotamızı düzeltmek için hâlâ zaman var" dedi. Schomaker, özellikle gelişmiş ülkelerin biyolojik çeşitlilik finansmanını artırması ve gelişmekte olan ülkelere teknoloji transferi konusunda daha cömert davranması gerektiğini vurguladı.
Zirvenin ev sahibi Kolombiya'nın Çevre Bakanı Susana Muhamad ise, "Biyolojik çeşitlilik kaybı, iklim değişikliği kadar acil bir tehdit. Ancak ne yazık ki dünya kamuoyu bu konuda yeterince bilinçli değil. COP17, bu farkındalığı artırmak ve somut adımlar atmak için bir fırsat" ifadelerini kullandı.
Küresel Boyut: Kayıp Ekosistemler ve Ekonomik Etkiler
Bilimsel veriler, dünya genelinde türlerin yok oluş hızının doğal ortalamadan 100 ila 1000 kat daha fazla olduğunu ortaya koyuyor. WWF'nin 2024 Yaşayan Gezegen Raporu'na göre, 1970-2020 arasında izlenen yaban hayatı popülasyonlarında ortalama yüzde 73'lük bir düşüş yaşandı. Bu kayıp, sadece doğa için değil, aynı zamanda gıda güvenliği, su kaynakları ve ekonomik istikrar için de ciddi bir tehdit oluşturuyor.
Dünya Ekonomik Forumu'nun tahminlerine göre, küresel ekonominin yarısından fazlası doğal kaynaklara bağımlı durumda. Arılar gibi tozlaştırıcıların kaybı, tarımsal verimliliği düşürerek gıda fiyatlarını artırıyor. Ormanların yok olması ise karbon emilim kapasitesini azaltarak iklim değişikliğiyle mücadeleyi zorlaştırıyor.
Öte yandan, birçok ülke ekonomik kriz ve jeopolitik gerilimlerle boğuşurken, doğa koruma taahhütlerine yeterli kaynak ayırmakta zorlanıyor. Gelişmekte olan ülkeler, gelişmiş ülkelerin biyolojik çeşitlilik finansmanı konusundaki sözlerini tutmadığını belirtiyor. 2022'de kabul edilen çerçeve kapsamında, 2025 yılına kadar yıllık 20 milyar dolarlık bir fon oluşturulması hedeflenmişti; ancak mevcut veriler, bu hedefin çok gerisinde kalındığını gösteriyor.
COP17 zirvesi, aynı zamanda 2020 sonrası küresel biyolojik çeşitlilik çerçevesinin gözden geçirilmesi ve yeni taahhütlerin belirlenmesi açısından da kritik bir önem taşıyor. Zirvede, özellikle deniz koruma alanlarının genişletilmesi, sürdürülebilir tarım uygulamalarının yaygınlaştırılması ve yasa dışı yaban hayatı ticaretinin önlenmesi gibi konularda somut kararlar alınması bekleniyor. Ancak uzmanlar, mevcut siyasi irade eksikliği ve finansman sorunları nedeniyle zirveden çıkacak sonuçların yetersiz kalabileceği uyarısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, biyolojik çeşitlilik açısından Avrupa ve Orta Doğu'nun en zengin ülkelerinden biri olmasına rağmen, doğa koruma konusunda ciddi sorunlarla karşı karşıya. İklim değişikliğinin etkileri, kuraklık ve orman yangınları, ülkenin ekosistemlerini tehdit ediyor. COP17'de alınacak kararlar, Türkiye'nin de taraf olduğu küresel çerçeve kapsamında ulusal stratejilerini güncellemesini gerektirecek. Özellikle tarım ve turizm sektörlerinin doğal kaynaklara bağımlılığı düşünüldüğünde, biyolojik çeşitlilik kaybı ekonomik istikrar için de risk oluşturuyor. Türkiye'nin, zirve sürecinde aktif bir rol alarak hem finansman hem de teknik destek konusunda işbirliği arayışına girmesi bekleniyor.