Birleşmiş Milletler, İsrail ile Hizbullah arasında 27 Kasım'da yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasının ardından yaklaşık 800 bin Lübnanlının evlerine döndüğünü duyurdu. BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) tarafından yapılan açıklamada, ülkenin güneyindeki çatışma bölgelerinden iç bölgelere kaçan sivillerin, güvenlik koşullarının kısmen iyileşmesiyle geri dönüşlerin başladığı belirtildi. Ancak geri dönenlerin birçoğunun evlerinin yıkıldığı ya da ciddi hasar gördüğü, temel altyapının büyük ölçüde tahrip olduğu bildirildi.
Ateşkesin Ardından Geri Dönüş Dalgası
BM raporlarına göre, geri dönüşler özellikle ülkenin güneyindeki Nebatiye ve Sür gibi şehirlerde yoğunlaşıyor. Ateşkesin ilk günlerinde on binlerce kişi, savaşın yaralarını sarmak ve hasar tespiti yapmak için evlerine akın etti. OCHA, dönüşlerin büyük bir insani krizi de beraberinde getirdiğine dikkat çekiyor. Su ve elektrik şebekeleri büyük ölçüde tahrip olmuş durumda; sağlık merkezleri ve okulların önemli bir kısmı hizmet veremiyor. BM, acil yardım çağrısında bulunarak, uluslararası toplumun Lübnan'a destek vermesi gerektiğini vurguladı.
İsrail ordusu ise, geri dönüşlerin ordunun konuşlandığı bölgelerle çakışmaması için sivillere güvenlik talimatları yayınladı. Bazı bölgelerde mayın ve patlamamış mühimmat riski nedeniyle dönüşlerin tehlikeli olabileceği uyarısı yapıldı. Lübnan hükümeti, geri dönüşlerin güvenli bir şekilde tamamlanması için çalıştığını ve mayın temizleme ekiplerinin görevlendirildiğini açıkladı. BM geçici gücü UNIFIL de bölgedeki gözetim faaliyetlerini artırdı.
Bölgesel ve Küresel Boyutu
Lübnan'da 2006'dan bu yana en kanlı çatışma olarak nitelendirilen bu savaş, bölgedeki gerilimin boyutunu bir kez daha gözler önüne serdi. İsrail'in kara operasyonları ve hava saldırıları, Hizbullah'ın roket saldırılarıyla karşılık vermesi sonucu büyük bir yıkıma neden oldu. Ateşkesin kalıcı olup olmayacağı, BM Güvenlik Konseyi'nin 1701 sayılı kararının uygulanmasına bağlı. Karar, silahların yalnızca Lübnan devletinin elinde olmasını öngörüyor. Ancak Hizbullah'ın silahsızlandırılması konusundaki anlaşmazlık, ateşkesin sürdürülebilirliğini tehlikeye atıyor.
Bölgesel açıdan bu gelişme, İran destekli Hizbullah'ın zayıfladığı ancak tamamen etkisiz hale getirilemediği bir denklemi ortaya koyuyor. İsrail ise hedeflerine ulaştığını iddia ederken, uluslararası toplum ateşkesin korunması ve insani yardımların ulaştırılması için çağrıda bulunuyor. ABD ve Fransa'nın arabuluculuğunda varılan anlaşma, tarafların ateşkese uyduğu sürece kalıcı olabilir. Ancak bölgedeki diğer çatışma dinamikleri (Gazze, İran) bu denklemi etkilemeye devam ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Lübnan'daki bu gelişme, Türkiye açısından bölgesel istikrar ve insani kriz yönetimi bağlamında önem taşıyor. Türkiye, tarihsel olarak Lübnan ile yakın ilişkilere sahip ve bölgedeki nüfuzunu koruyor. Ateşkesin kalıcı olması, Türkiye'nin itibarını artıracak ve yeniden imar sürecinde aktif bir rol oynamasına zemin hazırlayabilir. Ayrıca, Lübnan'a yönelik insani yardımların ulaştırılması, Türkiye'nin dış politika öncelikleriyle örtüşüyor. Türkiye'nin bölgede artan diplomatik girişimleri, bu dosyada da etkili olabilir. Ancak İsrail-Hizbullah çatışmasının genişlemesi, Türkiye'nin güvenlik endişelerini artırabilir ve mülteci akınlarına yol açabilir. Bu nedenle Ankara, ateşkesin sürdürülmesi ve siyasi çözüm için uluslararası çabalara destek veriyor.