Washington'da Trump yönetiminin, Ulusal Sağlık Enstitüleri'nin (NIH) hibe onay sürecini kurumun yetkisinden çıkarıp siyasi atamaların kontrolüne vermeyi amaçlayan bir yürütme emri hazırladığı bildirildi. Hafta sonu ortaya çıkan haberlere göre, Beyaz Saray söz konusu emirle federal sağlık araştırmalarının finansmanında köklü bir değişiklik yapmayı planlıyor. NIH, yıllık 47 milyar dolarlık bütçesiyle dünyanın en büyük kamu sağlık araştırma kuruluşu konumunda. Önerilen düzenleme, hibe başvurularının bilimsel akran değerlendirmesinden geçtikten sonra bile siyasi onaya tabi tutulmasını öngörüyor.
Gelişmenin Arka Planı
NIH, ABD Sağlık ve İnsan Hizmetleri Bakanlığı'na bağlı olarak faaliyet gösteriyor ve ülke genelinde binlerce araştırma projesine fon sağlıyor. Kurumun hibe onay süreci, onlarca yıldır bilimsel hakemlik (peer-review) sistemiyle yürütülüyor; bu sistemde alanında uzman bağımsız bilim insanları, başvuruları bilimsel liyakat ve potansiyel etki açısından değerlendiriyor. Ancak Trump yönetimi, bu sürecin "siyasi önceliklerle uyumsuz" olduğunu savunarak, karar mekanizmasına siyasi atamaları dahil etmek istiyor. Söz konusu yürütme emri taslağı, hibe onaylarının doğrudan Beyaz Saray veya bakanlık tarafından atanan yetkililerce onaylanmasını öngörüyor. Bu adım, yönetimin son dönemde federal kurumlar üzerindeki siyasi kontrolünü artırma çabalarının bir parçası olarak görülüyor. Daha önce çevre koruma, eğitim ve dış yardım alanlarında benzer yürütme emirleri imzalanmıştı.
NIH'in bütçesi, ABD'deki tıbbi araştırmaların bel kemiğini oluşturuyor. Kanser, Alzheimer, kalp hastalıkları ve bulaşıcı hastalıklar gibi alanlarda yürütülen binlerce klinik çalışma NIH fonlarıyla destekleniyor. Ayrıca üniversiteler, hastaneler ve araştırma merkezleri bu fonlara bağımlı durumda. Yürütme emri yürürlüğe girerse, hibe başvurularında siyasi tercihlerin öne çıkması ve bazı hassas konuların (aşı güvenliği, iklim değişikliğinin sağlık etkileri, üreme sağlığı) fonlanmasının kısıtlanması endişesi var. Bilim çevreleri, böyle bir değişikliğin ABD'nin küresel bilimsel liderliğine zarar vereceğini ve araştırmacıların başka ülkelere yönelebileceğini belirtiyor.
Öte yandan, yönetim yetkilileri henüz resmi bir açıklama yapmadı. Ancak üst düzey bir Beyaz Saray yetkilisinin, "NIH'in Amerikan halkının önceliklerine hizmet etmesi gerektiğini" söylediği iddia ediliyor. NIH yönetimi ise konuyla ilgili sessizliğini koruyor. Kongre'deki bazı Cumhuriyetçi senatörler, NIH'in bütçesinin büyüklüğü ve denetim eksikliği nedeniyle reform ihtiyacını savunurken, Demokratlar ve bilim kuruluşları tasarıyı "bilimsel özerkliğe darbe" olarak nitelendiriyor. NIH'in hibe kararlarına siyasi müdahale, ilaç şirketleri ve biyoteknoloji firmaları için de belirsizlik yaratabilir; zira birçok firma klinik öncesi araştırmalarında NIH fonlarından yararlanıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyutu
ABD, küresel sağlık araştırmalarına yön veren en büyük kamu fon sağlayıcısı konumunda. NIH'in fonladığı projeler, dünya çapında aşı geliştirme, salgın hazırlığı ve nadir hastalıkların tedavisinde çığır açıcı sonuçlar üretti. Örneğin, COVID-19 pandemisinde mRNA aşılarının temelini atan çalışmalar NIH destekliydi. Siyasi onay mekanizmasının getirilmesi, uluslararası iş birliklerini ve ortak araştırma projelerini yavaşlatabilir. Avrupa ve Asya'daki araştırma kurumları, ABD'li ortaklarının fon kesintisi yaşaması durumunda projelerini askıya almak zorunda kalabilir. Ayrıca, ABD'nin bilimsel açıklık ve liyakat ilkelerinden uzaklaşması, Çin gibi rakiplerin bilim diplomasisinde elini güçlendirebilir. Çin, son yıllarda Ar-Ge yatırımlarını artırarak ABD'nin bilimsel hegemonyasına meydan okuyor. Siyasallaşmış bir NIH, uluslararası bilim topluluğunda güven kaybına yol açabilir ve küresel sağlık güvenliğini olumsuz etkileyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, sağlık araştırmalarında NIH fonlarından zaman zaman yararlanan ülkeler arasında. Türk üniversiteleri ve araştırma hastaneleri, özellikle kanser ve nadir hastalıklar alanında NIH destekli uluslararası konsorsiyumlarda yer alıyor. Yürütme emri, bu iş birliklerini sekteye uğratabilir ve Türk araştırmacıların fon bulma imkânlarını kısıtlayabilir. Ayrıca, ABD'nin bilimsel özerkliğini kaybetmesi, küresel sağlık yönetişiminde Türkiye'nin alternatif ortaklıklar arayışını hızlandırabilir. Türkiye, Avrupa Birliği (Horizon Europe) ve TÜBİTAK aracılığıyla kendi araştırma kapasitesini güçlendirmeye yönelik adımlar atabilir. Sağlık diplomasisi, Türkiye'nin yumuşak gücü açısından önemli bir alan; ABD'deki siyasi müdahale, bu alanda Türkiye'ye yeni fırsatlar sunabilir.