Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, İran'ın ABD ile nükleer programı ve bölgesel gerilimler konusunda görüşmelere 'büyük ölçüde devam ettiğini' açıkladı. Leavitt, günlük basın brifinginde yaptığı açıklamada, Tahran yönetiminin 'yıkıcı darbeler' aldığı için Washington'la bir anlaşmaya varmak istediğini belirtti. Bu ifadeler, İran'ın son dönemde artan ekonomik baskılar ve askeri kayıplar nedeniyle müzakere masasına dönmeye zorlandığı yorumlarına yol açtı. Sözcü, müzakerelerin detaylarına girmemekle birlikte, sürecin devam ettiğini ve iki tarafın 'bir dizi kanaldan' iletişim halinde olduğunu söyledi.
Görüşmelerin arka planı ve nükleer dosya
İran ile ABD arasındaki dolaylı görüşmeler, 2015 tarihli Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nın (KOEP) 2018'de ABD tarafından tek taraflı olarak terk edilmesinin ardından kesintiye uğramıştı. Biden yönetiminin 2021'de göreve gelmesiyle başlayan diplomatik çabalar, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırması ve ABD'nin yaptırımları hafifletme konusundaki isteksizliği nedeniyle henüz bir anlaşmayla sonuçlanmadı. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), İran'ın yüzde 60'a varan oranlarda uranyum zenginleştirdiğini ve bu oranın nükleer silah üretimi eşiğine çok yakın olduğunu rapor etmişti.
Beyaz Saray'ın son açıklaması, İran'ın içinde bulunduğu ekonomik ve siyasi krizin diplomasiyi yeniden gündeme getirdiğini gösteriyor. Tahran, düşen petrol gelirleri, artan enflasyon ve uluslararası yaptırımların ağırlaştırdığı bir ekonomik darboğazda. Ayrıca, İsrail'in İran'a yönelik son askeri operasyonları ve bölgedeki vekil güçlerinin (Hizbullah, Husiler) zayıflaması, İran'ın müzakere masasına oturmasını teşvik eden faktörler arasında sayılıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
İran-ABD görüşmelerinin yeniden canlanması, sadece nükleer anlaşma değil, aynı zamanda Orta Doğu'daki güç dengelerini de doğrudan etkiliyor. İran'ın nükleer faaliyetlerine kısıtlama getirecek olası bir anlaşma, bölgedeki Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler için güvence oluşturabilir. Öte yandan, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İran'ın nükleer silah kapasitesine ulaşmasını engellemek için askeri seçenekler de dahil her türlü tedbirin alınması gerektiğini savunuyor. ABD içinde ise bazı Cumhuriyetçiler, Biden yönetimini İran'a karşı yumuşak olmakla eleştiriyor ve sıkı bir yaptırım rejiminin sürdürülmesini talep ediyor.
Rusya ve Çin gibi diğer büyük güçler, KOEP'in yeniden canlandırılması için çaba gösteriyor, ancak Ukrayna savaşı ve Tayvan gerilimi bu ülkelerin İran dosyasına yeterli odaklanmasını engelliyor. Bu nedenle, İran-ABD görüşmeleri, küresel diplomaside bir başarı öyküsü olarak da görülebilir. Analistler, bir anlaşmaya varılması halinde, Orta Doğu'da yeni bir istikrar döneminin başlayabileceğini, ancak yaptırımların kaldırılması ve İran'ın nükleer programının denetlenmesi gibi konulardaki belirsizliklerin anlaşmayı zora sokacağını belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran-ABD görüşmeleri, Türkiye'nin enerji güvenliği ve komşularıyla ilişkileri açısından kritik önem taşıyor. Türkiye, İran'dan doğalgaz ve petrol ithal ederken, ABD yaptırımları bu ticareti zaman zaman zora sokuyor. Olası bir anlaşma, yaptırımların hafiflemesiyle Türkiye'nin enerji maliyetlerini düşürebilir. Ayrıca, Türkiye'nin Irak ve Suriye'deki askeri operasyonları, İran'ın bölgedeki etkisiyle doğrudan bağlantılı; görüşmelerin başarıya ulaşması, Tahran'ın bu ülkelerdeki varlığını yeniden şekillendirebilir. Ancak Türkiye, İran'a yönelik yaptırımları delme suçlamalarıyla karşı karşıya; bu nedenle Ankara, İran ile ABD arasındaki dengeli bir müzakere sürecinden yana. Görüşmelerin başarısızlığı ise bölgedeki gerilimi artırarak Türkiye'nin güvenliğini olumsuz etkileyebilir.