Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, Perşembe günü yaptığı açıklamada İran'ın ABD ile iletişimini sürdürdüğünü ve son askeri saldırılara rağmen nükleer bir anlaşmaya varma konusunda istekli olduğunu belirtti. Anadolu Ajansı'nın aktardığına göre Leavitt, günlük basın brifinginde gazetecilerin Tahran ile müzakerelerin durma noktasına gelip gelmediği yönündeki sorusuna yanıt verdi. Sözcü, "İran çok net bir şekilde görüşmelere devam ediyor. Biz de diplomatik kanalların açık kalmasından memnuniyet duyuyoruz" ifadelerini kullandı. Bu açıklama, ABD'nin İran destekli milislere yönelik son askeri operasyonlarının ardından geldi ve iki ülke arasındaki gerginliğin tırmanmasına rağmen diplomasi masasının tamamen terk edilmediğini gösteriyor.
Gelişmenin arka planı
ABD ve İran arasındaki nükleer müzakereler, 2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nın (KOEP) 2018'de Donald Trump yönetimi tarafından tek taraflı olarak feshedilmesinin ardından kesintiye uğramıştı. Joe Biden yönetimi, göreve geldikten sonra anlaşmayı canlandırmak için Viyana'da dolaylı görüşmeler başlatmış ancak süreç İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırması ve bölgesel gerilimler nedeniyle tıkanmıştı. Son aylarda İran'ın yüzde 60'a varan oranlarda uranyum zenginleştirdiği ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile iş birliğini azalttığı bildiriliyor. Buna karşın Beyaz Saray'ın son açıklaması, Washington'un Tahran'la doğrudan veya dolaylı müzakerelere hâlâ sıcak baktığını ortaya koyuyor. Leavitt, "İran'ın nükleer programa ilişkin endişelerimizi giderecek somut adımlar atması halinde anlaşma mümkün" dedi.
ABD'nin İran destekli gruplara karşı Irak ve Suriye'de düzenlediği hava saldırıları, Tahran yönetiminin müzakere masasından kalkmasına neden olmamış görünüyor. Aksine İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani, daha önce yaptığı açıklamada diplomatik çözüm arayışlarının devam ettiğini ve ABD'nin "maksimum baskı" politikasının başarısız olduğunu savunmuştu. Uzmanlar, İran'ın bir yandan nükleer faaliyetlerini sürdürürken diğer yandan müzakereleri canlı tutarak zaman kazanmaya çalıştığı yorumunu yapıyor. Özellikle İsrail'in İran nükleer tesislerine yönelik olası bir saldırı ihtimaline karşı Tahran, diplomasiyi bir güvence olarak kullanmak istiyor.
Bölgesel ve küresel boyut
İran-ABD görüşmelerinin akıbeti yalnızca ikili ilişkileri değil, Ortadoğu'nun genel güvenlik mimarisini de etkiliyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, İran'ın nükleer programından endişe duyarken aynı zamanda bölgesel istikrarın sağlanması için diplomatik bir çözümü destekliyor. Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler de tarafları müzakereye teşvik ediyor. Öte yandan İsrail, İran'ın nükleer silah kapasitesine ulaşmasını engellemek için askeri seçenekler dahil tüm yolları masada tuttuğunu sık sık vurguluyor. ABD'nin son askeri saldırıları, İran'ın bölgedeki vekil güçlerine yönelik olsa da Tahran'ın nükleer programını durdurmaya yönelik baskıyı artırmayı hedefliyor. Analistler, mevcut durumda hem Washington hem de Tahran'ın tam bir kopuştan kaçındığını, ancak karşılıklı güven eksikliğinin anlaşmayı zorlaştırdığını belirtiyor. Rusya ve Çin gibi diğer büyük güçler de İran dosyasında dengeleyici rol oynuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran ile ABD arasındaki müzakerelerin seyri, Türkiye'nin güvenlik ve enerji çıkarları açısından kritik öneme sahip. Türkiye, İran'a uygulanan yaptırımlardan olumsuz etkilenirken, iki ülke arasında olası bir askeri çatışma doğrudan sınır komşusu olarak Ankara'yı endişelendiriyor. Nükleer anlaşmanın yeniden canlanması, İran'ın bölgesel nüfuzunu azaltabileceği gibi Türkiye'nin enerji ticaretinde elini rahatlatabilir. Ayrıca Türkiye, İran'ın nükleer programı konusunda diplomatik çözümü savunan ülkeler arasında yer alıyor. Bu nedenle Beyaz Saray'ın müzakere sinyali, Ankara'nın istikrarlı bir Ortadoğu vizyonuyla örtüşüyor. Ancak İran'ın nükleer faaliyetlerine devam etmesi, bölgede silahlanma yarışını tetikleyebilir ve Türkiye'yi de güvenlik politikalarını gözden geçirmeye zorlayabilir.