Beyaz Saray'ın Arap ve Afrika İşleri Kıdemli Danışmanı Massad Boulos'un, Libya'nın doğu ve batısındaki üst düzey yetkililerle bir araya gelmek için Libya toprakları yerine Akdeniz'deki Malta adasını tercih etmesi, dikkatleri ABD'nin Libya politikasındaki çıkmaza çevirdi. Bu durum, bir kişinin Malta'dan Libya'daki Müslümanları namaza çağırmasına benzetiliyor; sesin ulaşamadığı bir adadan yapılan çağrı, karşılıksız kalıyor. Boulos'un bu hamlesi, ABD'nin Libya'da nüfuzunun ne kadar sınırlı olduğunu ve ülkedeki bölünmüşlüğün derinliğini gözler önüne seriyor.
Gelişmenin arka planı: Boulos'un Malta ziyareti
Massad Boulos, Ocak 2025'te Libya'nın doğusundaki Tobruk merkezli Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih ve batısındaki Trablus merkezli Başkanlık Konseyi Başkanı Mohamed el-Menfi ile Malta'da görüştü. Görüşmenin yeri olarak Malta'nın seçilmesi, Libya'daki gergin ortamdan kaçınma çabası olarak yorumlansa da, aslında ABD'nin Libya'da tarafları bir araya getirecek siyasi iradeye ve zemine sahip olmadığını gösteriyor. Boulos, görüşmelerde Libya'nın siyasi sürecinin ilerletilmesi, seçimlerin yapılması ve petrol gelirlerinin adil dağıtımı konularını ele aldı. Ancak Libya'daki mevcut kırılganlık ve silahlı grupların varlığı, bu tür dış müdahalelerin etkisini sınırlıyor.
Libya, 2011'de Muammer Kaddafi'nin devrilmesinden bu yana iç savaş ve siyasi istikrarsızlıkla boğuşuyor. Ülke, doğuda General Halife Hafter'e bağlı Libya Ulusal Ordusu (LNA) ve batıda Birleşmiş Milletler (BM) tanımlı Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) arasında bölünmüş durumda. Bu bölünme, Libya'daki petrol zenginliklerinin kontrolü ve siyasi gelecek üzerindeki mücadeleyi körüklüyor. ABD, BM öncülüğündeki barış çabalarını desteklese de, Libya'daki krize kalıcı bir çözüm bulmayı başaramadı. Boulos'un Malta'daki girişimleri de bu başarısızlık zincirinin yeni bir halkası olarak değerlendiriliyor.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD'nin Libya politikası, sadece iki ana aktör arasındaki dengeleri değil, aynı zamanda Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Türkiye, Rusya ve Fransa gibi bölgesel ve küresel güçlerin çıkarlarını da etkiliyor. Mısır ve BAE, Hafter'i desteklerken; Türkiye, UMH'ye askeri ve siyasi destek sağlıyor. Rusya, Wagner paralı asker grubu aracılığıyla Hafter'e yakın duruyor, Fransa ise enerji anlaşmaları üzerinden nüfuz kurmaya çalışıyor. Bu karmaşık çıkar ağı, Libya'yı bir vekalet savaşı alanına dönüştürüyor ve ABD'nin arabuluculuk çabalarını zayıflatıyor.
Malta'nın tarafsız bir konumda olması, tarafların bir araya gelmesi için uygun bir zemin sunsa da, Libya'daki somut ilerleme için yeterli değil. Boulos'un Malta'daki temasları, ABD'nin Libya'da yeniden nüfuz kazanma çabası olarak okunabilir. Ancak Libya'daki aktörlerin dış güçlere bağımlılığı ve kendi aralarındaki güvensizlik, ABD'nin bu çabalarını baltalıyor. Seçimlerin ertelenmesi, anayasal kriz ve silahlı grupların kontrolü, Libya'nın önündeki en büyük engeller olarak duruyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Libya politikasını doğrudan ilgilendiriyor. Türkiye, UMH'nin yanında yer alarak Trablus'ta askeri varlık göstermekte ve Deniz Yetki Alanları Mutabakatı ile Akdeniz'deki haklarını güvence altına almaktadır. ABD'nin Malta girişimi, Türkiye'nin Libya'daki nüfuzuna alternatif oluşturma çabası olarak görülebilir. Ancak Türkiye, sahada siyasi ve askeri varlığıyla somut bir güç olarak öne çıkmaktadır. ABD'nin bu hamlesi, Türkiye'nin Libya'daki pozisyonunu doğrudan tehdit etmese de, bölgesel dengeleri yeniden şekillendirme potansiyeline sahiptir. Türkiye'nin, BM sürecini desteklemekle birlikte, Libya'daki çıkarlarını korumak için dengeli bir diplomasi yürütmesi gerekmektedir.