Kuzey İrlanda'nın başkenti Belfast'ta bu hafta patlak veren göçmen karşıtı ayaklanmalar, bölgenin 30 yıl süren mezhepsel çatışmalar (The Troubles) döneminden miras kalan derin sosyal bölünmelerin yeniden su yüzüne çıktığını gösteriyor. Yerel halk ve akademisyenler, şiddet olaylarının yalnızca yeni bir göçmen dalgasına tepki olmadığını, aynı zamanda 1998 Hayırlı Cuma Anlaşması'yla sona eren çatışma döneminin altında yatan siyasi, ekonomik ve kültürel kırılmaların bir yansıması olduğunu belirtiyor.
Olayların Arka Planı: Mezhep Çatışmasından Göçmen Karşıtlığına
Protestan Birlikçi (Unionist) mahallelerde başlayan protestolar, perşembe günü göçmenlerin yoğun olarak yaşadığı bir konut kompleksi önünde şiddete dönüştü. Polise taş, şişe ve havai fişek atan kalabalık, göçmenleri hedef alan sloganlar attı. Kuzey İrlanda Polis Teşkilatı (PSNI), olaylarda birkaç polis memurunun yaralandığını ve bazı araçların ateşe verildiğini açıkladı. Tutuklamaların sürdüğü bildiriliyor. Bu ayaklanmalar, Belfast'ın hâlâ fiziksel “barış duvarlarıyla” bölünmüş mahallelerinde, Katolik ve Protestan topluluklar arasındaki husumetin, yeni bir hedefe –göçmenlere– yöneldiğini ortaya koyuyor.
Queen's University Belfast'tan siyaset bilimci Dr. Lisa Gormley, “Bu olayları 1960'lardaki mezhepsel çatışmaların doğrudan bir devamı olarak değil, aynı kaynaktan beslenen yeni bir dışlama siyaseti olarak görmek gerekir” diyor. Gormley'e göre, düşük eğitim seviyesi, yüksek işsizlik ve sosyal devlet hizmetlerine sınırlı erişim, Birlikçi toplumda bir mağduriyet duygusu yaratıyor. Bu mağduriyet, siyasi temsil yoksunluğuyla birleşince, aşırı sağ söylemler için verimli bir zemin oluşturuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Avrupa'daki Yabancı Düşmanlığı Dalgası
Belfast'taki olaylar, Birleşik Krallık genelinde ve Avrupa'da yükselen göçmen karşıtlığının bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Özellikle İngiltere'de son yıllarda sığınmacıları Ruanda'ya gönderme planı ve Fransa'dan düzensiz göçü önleme çabaları, toplumda göçmen karşıtı söylemleri güçlendirdi. Kuzey İrlanda'nın kendine özgü tarihi, bu söylemin daha da keskinleşmesine neden oluyor. Brexit sonrası Kuzey İrlanda Protokolü'nün yarattığı siyasi istikrarsızlık, Birlikçi partilerin Brüksel ve Londra'ya karşı duyduğu güvensizliği artırdı. Bu da göçmenleri, sistemden duyulan hayal kırıklığının simgesel hedefi haline getiriyor.
Avrupa Birliği'nin göç politikalarına yönelik eleştiriler de bu bağlamda yeniden gündeme geliyor. 2015'teki mülteci krizi sonrası Almanya ve İsveç gibi ülkelerde yükselen aşırı sağ partiler, Kuzey İrlanda'daki benzer bir dalganın habercisi olabilir. Ancak Belfast'ın farkı, çatışma kültürünün kurumsal hafızada hâlâ canlı olması. 1998 barış anlaşması, silahlı grupları siyasi sürece dahil ederek şiddeti sonlandırmıştı; ancak sosyal ve ekonomik eşitsizlikleri gidermekte yetersiz kaldı. Bu boşluk, yeni ayrımcılık biçimlerinin ortaya çıkmasına izin veriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Belfast'taki göçmen karşıtı ayaklanmalar, Türkiye için Avrupa'da yükselen aşırı sağ ve yabancı düşmanlığı dalgasının bir uyarı işareti olarak okunabilir. Türkiye, hem göçmen alan bir ülke (özellikle Suriyeli mülteciler) hem de Avrupa'ya yönelik düzensiz göçün bir geçiş noktası olarak bu akımdan doğrudan etkileniyor. Avrupa'da göçmen karşıtı söylemlerin güçlenmesi, Türkiye-AB arasındaki göç mutabakatını ve vize serbestisi müzakerelerini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, Kuzey İrlanda örneği, kimlik temelli çatışmaların çözümünde ekonomik ve sosyal adaletin önemini hatırlatıyor: Sadece güvenlik tedbirleriyle değil, kapsayıcı politikalar ve eşitlikçi kalkınmayla kalıcı barış sağlanabilir.