İsrail'in işgali altındaki Batı Şeria'da İsrailli yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik şiddeti son aylarda giderek arttı. Şiddet eylemleri çoğu zaman İsrail ordusunun göz yumması veya doğrudan desteğiyle gerçekleşirken, İsrail hükümetinin Filistinlilerin günlük yaşamına yönelik kısıtlamaları da derinleşiyor. Bu ortamda yeni bir intifada, yani Filistin halk ayaklanması olasılığı yeniden tartışılıyor.
Şiddetin ve Baskının Arka Planı
Batı Şeria'da yerleşimci şiddeti, özellikle 2022 ve 2023 yıllarında ciddi bir artış gösterdi. Filistin Sağlık Bakanlığı verilerine göre, bu dönemde İsrailli güvenlik güçleri ve yerleşimciler tarafından öldürülen Filistinlilerin sayısı son yirmi yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Yerleşimciler, Filistin köylerine, tarım arazilerine ve ibadethanelere saldırılar düzenliyor; İsrail ordusu ise bu saldırıları çoğu zaman engellemek bir yana, yerleşimcilere koruma sağlıyor.
İsrail hükümeti, Filistinlilere yönelik idari kısıtlamaları da artırdı. Yeni yerleşim birimlerinin inşasına onay verilmesi, Filistinlilerin inşaat izinlerinin kısıtlanması ve hareket özgürlüğünün sınırlandırılması, günlük yaşamı daha da zorlaştırıyor. Özellikle genç Filistinliler arasında işsizlik ve umutsuzluk artıyor. Bu koşullar, radikal grupların propaganda ve kışkırtmalarına zemin hazırlıyor.
Filistin Yönetimi (FKÖ) ise hem İsrail'in baskıları hem de kendi iç bölünmüşlüğü nedeniyle etkisiz kalıyor. Hamas ve İslami Cihat gibi gruplar, Batı Şeria'da da etkinliklerini artırma çabasında. Son aylarda Nablus ve Cenin gibi kentlerde silahlı direniş gruplarının ortaya çıkması, bölgede yeni bir şiddet dalgasının habercisi olarak değerlendiriliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Batı Şeria'daki tırmanma, yalnızca İsrail-Filistin çatışmasını değil, tüm Ortadoğu'yu etkileyebilecek potansiyele sahip. Ürdün, Batı Şeria ile uzun sınırı ve Filistinli mültecilere ev sahipliği yapması nedeniyle istikrarsızlıktan en çok etkilenecek ülkelerin başında geliyor. Mısır ve Körfez ülkeleri de Filistin meselesindeki gelişmeleri yakından izliyor.
Uluslararası toplum, İsrail'in yerleşim politikalarını defalarca kınadı, ancak somut adımlar atmaktan kaçındı. ABD yönetimi, iki devletli çözüm çağrılarını yinelese de İsrail üzerindeki etkisini kullanmada isteksiz. Avrupa Birliği ise yerleşim ürünlerine yönelik etiketleme düzenlemeleri gibi sınırlı adımlarla yetiniyor. BM Güvenlik Konseyi'nde ise ABD'nin veto yetkisi, etkili kararlar alınmasını engelliyor.
Batı Şeria'da yeni bir intifada, bölgesel güç dengelerini sarsabilir. İran, Suriye ve Lübnan Hizbullahı gibi aktörler, Filistin direnişini destekleyerek İsrail'e karşı cepheyi genişletme arayışında. Suudi Arabistan'ın İsrail ile normalleşme görüşmeleri ise Filistin meselesi nedeniyle askıya alınmış durumda. Bu durum, ABD'nin bölgedeki ittifak sistemini de etkiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Batı Şeria'daki istikrarsızlık, Türkiye'nin Ortadoğu politikası açısından doğrudan sonuçlar doğurabilir. Türkiye, Filistin davasına verdiği destekle bölgede kamuoyu nezdinde itibarını korurken, yeni bir intifada dalgası Türkiye'nin diplomatik angajmanlarını artırabilir. Ayrıca Ürdün ve Lübnan gibi komşu ülkelere yönelik istikrarsızlık riski, Türkiye'nin ticari ve güvenlik çıkarlarını etkileyebilir. Ankara'nın İsrail ile ilişkilerinde normalleşme süreci devam ederken, Batı Şeria'daki tırmanma bu süreci zorlaştırabilir. Türkiye'nin insani yardım ve diplomatik girişimlerle Filistinlilere destek vermeyi sürdürmesi, bölgesel barış için kritik önem taşıyor.