İsrailli yerleşimcilerin Batı Şeria'da Filistinlilere yönelik şiddeti tırmanırken ve İsrail hükümeti Filistinlilerin günlük yaşamını giderek daha fazla kısıtlarken, bölgede yeni bir intifada (ayaklanma) olasılığı İsrail ve uluslararası kamuoyunda giderek daha fazla konuşuluyor. İsrail ordusunun çoğu zaman göz yumması veya desteğiyle gerçekleşen yerleşimci saldırıları, işgal altındaki Batı Şeria'da gerilimi son yılların en yüksek seviyesine çıkarmış durumda.
Gelişmelerin Arka Planı
Batı Şeria, 1967'den bu yana İsrail işgali altında bulunuyor. Bölgede yaklaşık 3 milyon Filistinli ve 400 binden fazla İsrailli yerleşimci yaşıyor. Uluslararası hukuka göre yasa dışı olan yerleşim yerleri, İsrail hükümeti tarafından destekleniyor ve genişletiliyor. Son aylarda yerleşimcilerin Filistin köylerine, çiftliklerine ve ibadet yerlerine yönelik saldırıları sistematik bir hal aldı. İsrail ordusunun bu saldırılara müdahale etmemesi veya geç müdahalesi, Filistinliler arasında büyük öfke yaratıyor.
Filistin yönetimi, uluslararası topluma çağrıda bulunarak İsrail'in yerleşimci şiddetini durdurması için baskı yapılmasını istiyor. Ancak şu ana kadar somut bir adım atılmış değil. İsrail hükümeti ise yerleşimci şiddetini "aşırılık yanlısı unsurlar" olarak nitelendirse de, pratikte bu kişileri korumaya devam ediyor. Bu durum, Filistinlilerin İsrail yönetimine olan güvenini tamamen yitirmesine yol açıyor.
Birinci intifada 1987-1993, ikinci intifada ise 2000-2005 yılları arasında yaşanmıştı. Her iki ayaklanma da ağır can kayıplarına ve bölgede derin izler bırakan yıkımlara sahne oldu. Bugün benzer bir ayaklanmanın fitilinin ateşlenmesi için gereken koşulların oluştuğu belirtiliyor. Filistinli gençler arasında işgal karşıtı direniş çağrıları yükseliyor. Sosyal medyada örgütlenen gruplar, gösteri ve grev çağrıları yapıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Batı Şeria'daki gerilim, sadece İsrail-Filistin meselesiyle sınırlı değil. Ortadoğu'nun jeopolitik dengeleri açısından da kritik bir eşikteyiz. İsrail'in yerleşimci şiddetine göz yumması, Arap ülkeleriyle normalleşme sürecini (İbrahim Anlaşmaları) de olumsuz etkiliyor. Suudi Arabistan'ın İsrail ile normalleşme görüşmeleri bu şiddet olayları nedeniyle askıya alınmış durumda.
Öte yandan, İran ve Hizbullah gibi aktörler, Filistin davasını destekleyerek bölgede etkinliklerini artırmaya çalışıyor. Bu durum, İsrail'in kuzey sınırında da tansiyonu yükseltiyor. ABD yönetimi ise iki devletli çözüm çağrılarını yinelese de, İsrail'in yerleşim politikaları bu çözümü fiilen imkânsız hale getiriyor. Avrupa Birliği de İsrail'e yönelik eleştirilerini artırmış olsa da, somut yaptırım kararı alamıyor.
Uluslararası Kızılhaç Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi kuruluşlar, Batı Şeria'da insan hakları ihlallerinin arttığını raporluyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, 2023'ün başından bu yana Batı Şeria'da 200'den fazla Filistinli hayatını kaybetti. Bu sayı, son yirmi yılın en yüksek rakamı. İsrailli yerleşimciler tarafından öldürülen Filistinlilerin sayısı ise 30'u aştı. Filistinli saldırılarda ise 20'den fazla İsrailli yaşamını yitirdi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına tarihsel ve siyasi olarak yakın duran bir ülke. Batı Şeria'daki istikrarsızlık, Türkiye'nin bölgesel barış ve istikrar hedeflerini doğrudan etkiliyor. Olası bir yeni intifada, Türkiye'nin enerji güvenliği ve ticaret yolları açısından risk oluşturabilir. Ayrıca, Türkiye'nin İsrail ile yürüttüğü normalleşme süreci ve Doğu Akdeniz'deki dengeler bu gelişmelerden etkilenebilir. Türkiye, Filistinlilerin haklarını savunmaya devam ederken, bölgede artan şiddetin yayılmasını önlemek için diplomatik girişimlerini yoğunlaştırması gerekiyor. Bu bağlamda, Türkiye'nin BM ve İslam İşbirliği Teşkilatı çatısı altında yapacağı çağrılar kritik önem taşıyor.