Filistin Yerleşim ve Duvara Karşı Direniş Komisyonu, 2023 yılının başından bu yana işgal altındaki Batı Şeria'da Filistinlilere ait ev, bina ve araçları hedef alan yangınların yaklaşık yüzde 89'undan İsrailli yerleşimci ve askerlerin sorumlu olduğunu açıkladı. Komisyonun Cuma günü yayımladığı rapora göre, söz konusu yangınların büyük çoğunluğu, İsrail'in sistematik olarak Filistin topraklarını ele geçirme ve yerleşimci şiddetini artırma politikasının bir parçası olarak değerlendiriliyor. Anadolu Ajansı'nın aktardığı raporda, bu yangınların Filistin toplumunda hem maddi hasara hem de derin bir korku ve güvensizlik duygusuna yol açtığı vurgulanıyor.
Yangınların arka planı ve artan yerleşimci şiddeti
Komisyonun raporu, 2023 ve 2024 yıllarını kapsayan dönemde Batı Şeria'nın çeşitli bölgelerinde meydana gelen yangın vakalarını ayrıntılı olarak kayıt altına aldı. Rapora göre, bu yangınların büyük bir kısmı, özellikle gece saatlerinde ve Filistin köylerinin yakınlarındaki tarım arazilerinde çıkarıldı. İsrailli yerleşimcilerin, Filistinlilerin zeytinliklerini, ekili alanlarını ve hatta konutlarını kundakladığı, zaman zaman da bu saldırılara İsrail askerlerinin eşlik ettiği belirtiliyor. Komisyon, sadece son iki yılda yüzlerce dönüm arazinin kül olduğunu, onlarca evin ve aracın kullanılamaz hale geldiğini ifade etti.
Uzmanlara göre, bu yangınların arkasındaki temel motivasyon, Filistinlilerin yaşam alanlarını daraltmak ve onları topraklarından göç etmeye zorlamak. İsrail'in uzun süredir uyguladığı yerleşimci politikaları, uluslararası hukuka açıkça aykırı olmasına rağmen, İsrail hükümeti tarafından destekleniyor ve hatta teşvik ediliyor. Özellikle aşırı sağcı bakanların yerleşimcilere açık destek vermesi, bu tür saldırıların cezasız kalmasına ve artarak devam etmesine zemin hazırlıyor. Filistinli yetkililer, İsrail güçlerinin yangın söndürme çalışmalarını engellediğini veya yangınlara müdahalede geç kaldığını da sık sık dile getiriyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Uluslararası toplumun tepkisi
Batı Şeria'daki bu yangın saldırıları, sadece yerel bir güvenlik sorunu olmaktan çıkıp, bölgesel istikrarı tehdit eden ciddi bir insan hakları ihlaline dönüşmüş durumda. Birleşmiş Milletler ve çeşitli insan hakları örgütleri, İsrail'in yerleşimci şiddeti karşısında etkili önlem almadığını ve Filistinlileri korumakla yükümlü olduğu halde bu sorumluluğunu yerine getirmediğini defalarca rapor etti. Ancak uluslararası toplumun kınama açıklamaları, İsrail'in fiili politikalarını değiştirmeye yetmiyor.
Uzmanlar, bu tür saldırıların, iki devletli çözüm umutlarını giderek zayıflattığına ve Filistin topraklarının fiilen ilhak edilmesine yönelik adımların bir parçası olduğuna dikkat çekiyor. Özellikle Batı Şeria'nın C bölgesi olarak bilinen ve İsrail'in tam kontrolünde olan alanlarda, yerleşimcilerin Filistin köylerine yönelik baskıları ve toprak gaspı, çatışmanın daha da derinleşmesine neden oluyor. Bu durum, Filistin ekonomisini de olumsuz etkiliyor; tarım ve hayvancılıkla geçinen binlerce aile geçim kaynağını kaybediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği desteği ve bölgedeki istikrar kaygılarını doğrudan ilgilendiriyor. Türkiye, uzun süredir Filistinlilerin haklarını savunmakta ve İsrail'in uluslararası hukuka aykırı uygulamalarını kınayan seslerin önde gelenlerinden biri olmuştur. Batı Şeria'daki yerleşimci şiddetinin ve mülk yangınlarının artması, Türkiye'nin bölgesel politikalarında Filistin meselesine verdiği önemi artırabilir. Ayrıca, bu durum, Türkiye'nin İsrail ile ilişkilerinde hassas bir denge gözetmesini gerektiriyor; zira Ankara, bir yandan Filistinlilere destek verirken diğer yandan bölgesel menfaatleri doğrultusunda İsrail ile diyalog kanallarını açık tutmaya çalışıyor. Bu nedenle, Türk dış politikasında Filistin'e yönelik insani ve diplomatik destek mesajlarının önümüzdeki dönemde de sürmesi bekleniyor.