İsrail işgali altındaki Batı Şeria'da İsrailli yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik saldırıları 2023 yılında rekor seviyeye ulaştı. Uluslararası gözlemciler ve insan hakları örgütleri, bu yılın Batı Şeria için 'en şiddetli yıl' olduğunu belirtiyor. Saldırılarda hayatını kaybeden Filistinlilerin sayısı her geçen gün artarken, yerleşimci şiddeti yeni bir aşamaya geçmiş durumda.
Yerleşimci Şiddetinde Çarpıcı Artış
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği'nin (OHCHR) verilerine göre, 2023 yılının ilk on ayında Batı Şeria'da en az 132 Filistinli, İsrail güçleri veya yerleşimciler tarafından öldürüldü. Bu rakam, 2022'nin tamamında kaydedilen 155 ölümün neredeyse tamamına yaklaşmış durumda. Yerleşimci saldırılarında ise 2023'te 700'den fazla olay kaydedildi; bu, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 50'lik bir artışa işaret ediyor.
Filistin Sağlık Bakanlığı'nın verileri, 7 Ekim'den bu yana Batı Şeria'da 200'den fazla Filistinlinin İsrail ateşiyle öldürüldüğünü gösteriyor. Yerleşimcilerin düzenlediği pogrom benzeri saldırılar, özellikle Nablus, Ramallah ve Hebron çevresindeki köylerde yoğunlaşıyor. Son haftalarda Huwara, Turmus Ayya ve Einabus gibi beldelerde evler, araçlar ve tarım arazileri ateşe verildi; siviller sopa ve taşlarla saldırıya uğradı.
İsrail ordusunun yerleşimcilere sağladığı koruma ve çoğu zaman saldırılara göz yumması, uluslararası hukuk açısından ciddi ihlaller olarak değerlendiriliyor. Dördüncü Cenevre Sözleşmesi'ne göre işgalci güç, işgal altındaki topraklarda yaşayan sivillerin güvenliğini sağlamakla yükümlü. Ancak İsrailli yetkililer, yerleşimci şiddetini 'iki taraflı çatışma' olarak sunarak sorumluluktan kaçınıyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Batı Şeria'daki tırmanma, Orta Doğu'da zaten kırılgan olan istikrarı daha da tehdit ediyor. 7 Ekim'deki Hamas saldırısı ve ardından İsrail'in Gazze'ye yönelik yoğun bombardımanı, bölgesel aktörleri harekete geçirmiş durumda. Hizbullah ile İsrail arasında Lübnan sınırında yaşanan çatışmalar, Yemen'deki Husilerin Kızıldeniz'de ticari gemilere saldırması ve İran'ın vekil gruplar üzerinden artan etkisi, savaşın yayılma riskini artırıyor.
Uluslararası toplum, yerleşimci şiddetini kınamakla birlikte somut adım atmakta isteksiz. ABD yönetimi, yerleşimci saldırılarında rolü olan bazı İsrailli bireylere vize kısıtlaması getireceğini açıkladı; ancak bu adımın caydırıcılığı tartışmalı. Avrupa Birliği ise Batı Şeria'daki yerleşim faaliyetlerini yasadışı ilan etmeye devam ediyor, fakat yaptırım mekanizmaları zayıf.
Filistin yönetimi, Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne (UCM) başvurarak yerleşimci şiddetini savaş suçu olarak soruşturma talebinde bulundu. UCM savcılığı, 2021'den bu yana Batı Şeria ve Gazze'de işlenen olası suçları inceliyor; ancak İsrail UCM'nin yargı yetkisini tanımıyor. Bu durum, uluslararası adalet mekanizmalarının etkinliğini sorgulatıyor.
Bölgesel analistler, yerleşimci şiddetinin Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas yönetimini zayıflattığını ve radikal grupların elini güçlendirdiğini belirtiyor. Batı Şeria'da artan öfke, üçüncü bir intifada (ayaklanma) olasılığını gündeme getiriyor. İsrail'in yerleşim genişlemesini sürdürmesi ve ilhak politikaları, iki devletli çözümü fiilen imkânsız hale getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Batı Şeria'daki yerleşimci şiddeti ve artan ölümler, Türkiye'nin Filistin politikasını doğrudan etkiliyor. Ankara, İsrail'in işgal ve yerleşim faaliyetlerini uluslararası hukuka aykırı olarak nitelendiriyor ve Filistin davasını güçlü şekilde savunuyor. Son gelişmeler, Türkiye'nin bölgedeki diplomatik girişimlerini yoğunlaştırmasını ve İslam İşbirliği Teşkilatı gibi platformlarda ortak bir tavır oluşturma çabalarını artırmasını gerektiriyor. Ayrıca, Türkiye'nin İsrail ile yürüttüğü enerji ve ticaret müzakereleri, artan şiddet nedeniyle sekteye uğrayabilir. Kamuoyu baskısı, hükümetin daha sert bir duruş sergilemesine yol açabilir. Bölgesel istikrarsızlık, Türkiye'nin güvenlik ve ekonomik çıkarlarını da olumsuz etkiliyor; zira çatışmanın yayılması, Doğu Akdeniz'deki dengeleri sarsabilir.