Eylül 2025'te dokuz ülke, insani yardım personelinin korunmasına yönelik bir deklarasyon başlattı. Avustralya, bu girişimin arkasındaki karanlık ilham kaynağını açıkladı: 1 Nisan 2024'te World Central Kitchen (WCK) yardım kuruluşundan Zomi Francken ve altı meslektaşının İsrail saldırısında öldürülmesi. Olay, uluslararası hukuk ve insani yardım çalışanlarının güvenliği konusunda yeni bir tartışma başlattı.
Olayın Arka Planı: WCK Saldırısı ve Sonrası
1 Nisan 2024'te Gazze'de, World Central Kitchen'a ait bir yardım konvoyu İsrail hava saldırısıyla vuruldu. Saldırıda Avustralya vatandaşı Zomi Francken dahil yedi yardım çalışanı hayatını kaybetti. İsrail ordusu başlangıçta olayı 'yanlış kimlik tespiti' olarak açıkladı ve iki subayı görevden aldı. Ancak uluslararası toplum, saldırının kasıtlı olabileceği yönünde şüphelerini dile getirdi. WCK, bölgedeki operasyonlarını geçici olarak askıya aldı.
Olayın ardından Avustralya hükümeti, İsrail'den bağımsız bir soruşturma talep etti. Ancak İsrail'in iç soruşturması uluslararası kamuoyunu tatmin etmedi. Birleşmiş Milletler ve çeşitli insan hakları örgütleri, Gazze'de yardım çalışanlarına yönelik saldırıların sistematik hale geldiğini vurguladı. 2024 boyunca Gazze'de 200'den fazla yardım çalışanı hayatını kaybetti.
Deklarasyonun İçeriği ve Uluslararası Tepkiler
Eylül 2025'te Avustralya'nın öncülüğünde dokuz ülke (Avustralya, Kanada, Yeni Zelanda, Japonya, Güney Kore, Almanya, Fransa, Hollanda ve İsviçre) 'İnsani Personelin Korunması Deklarasyonu'nu imzaladı. Deklarasyon, çatışma bölgelerinde yardım çalışanlarına yönelik saldırıların soruşturulması ve faillerin hesap vermesi için uluslararası mekanizmalar oluşturulmasını öngörüyor. Ayrıca, insani yardım konvoylarının güvenli geçişi için garantörlük sistemi teklif ediliyor.
Deklarasyona imza atan ülkeler, İsrail'i doğrudan suçlamaktan kaçındı. Ancak metinde 'son yıllarda artan ihlaller' ifadesiyle dolaylı gönderme yapıldı. İsrail Dışişleri Bakanlığı, deklarasyonu 'siyasi bir gösteri' olarak nitelendirdi ve kendilerine yönelik bir suçlama olmadığını savundu. ABD ise deklarasyona katılmadı; Washington, İsrail'in kendi soruşturmalarını yürüttüğünü ve ek uluslararası girişimlere gerek olmadığını belirtti.
Filistin yönetimi deklarasyonu memnuniyetle karşıladı ve İsrail'e yönelik yaptırım çağrısı yaptı. Uluslararası Af Örgütü, deklarasyonun yeterli olmadığını, somut adımlar ve bağımsız uluslararası soruşturma gerektiğini açıkladı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Gazze'deki insani krizin çözümünde aktif rol oynamakta ve insani yardım koridorlarının açılması için diplomatik girişimlerde bulunmaktadır. Bu deklarasyon, Türkiye'nin insani diplomasi çabalarını destekler niteliktedir. Ancak Türkiye'nin deklarasyona taraf olmaması dikkat çekicidir; zira Ankara, İsrail'e yönelik yaptırım ve hesap verebilirlik mekanizmalarının daha güçlü olmasını savunmaktadır. Türkiye, bölgesel istikrar ve Filistin davasının uluslararası alanda tanınması için benzer platformlarda yer almayı sürdürecektir. Ayrıca, insani yardım çalışanlarının güvenliği, Türkiye'nin de katkı sağladığı küresel bir sorumluluktur.
Deklarasyon, uluslararası hukukta bağlayıcılığı olmayan bir metin olsa da, insani yardım örgütleri için bir savunma aracı olabilir. Önümüzdeki süreçte, benzer girişimlerin sayısının artması ve İsrail'in uluslararası baskılara daha fazla maruz kalması bekleniyor. Gazze'deki insani durumun kötüleşmesi, bu tür deklarasyonların önemini artırıyor.