Londra merkezli Middle East Eye (MEE) gazetesinde yayımlanan bir görüş analizine göre, Batılı başkentler İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun siyasi kariyerinin sona ermesini istiyor; ancak bu talebin ardında Filistinlilere yönelik sistematik şiddetin daha sessiz ve düşük profilli bir şekilde devam etmesini sağlama amacı yatıyor. Yazar, Batı’nın Netanyahu’ya yönelik eleştirilerinin insani kaygılardan değil, uluslararası kamuoyundaki “rahatsız edici” görüntüyü ortadan kaldırma isteğinden kaynaklandığını savunuyor.
Batı’nın Netanyahu Eleştirisinin Perde Arkası
Analizde, ABD ve Avrupa başkentlerinin Netanyahu’nun sert söylemleri ve Gazze’deki yıkıcı askeri operasyonları nedeniyle artan küresel tepkiyi yönetmekte zorlandığı belirtiliyor. Batı medyasında ve siyasi çevrelerde “Netanyahu sonrası dönem” tartışmaları hız kazanmış durumda. Ancak MEE yazarına göre bu tartışmalar, İsrail’in Filistinlilere yönelik politikalarının özüne dair bir değişim arayışını değil, sadece sahne önündeki ismin değiştirilmesini hedefliyor. Netanyahu’nun uluslararası alanda bir “günah keçisi” haline getirilmesi, İsrail’in kendisini savunma hakkı retoriği altında sürdürdüğü eylemlerin sorgulanmasını engelliyor.
Yazıda, Batılı hükümetlerin İsrail’e yönelik silah sevkiyatını ve diplomatik desteğini kesmediği, yalnızca Netanyahu’nun şahsına yönelik eleştirileri öne çıkardığı vurgulanıyor. Bu durum, Filistin meselesinde köklü bir politika değişikliği yerine kozmetik bir lider değişikliğiyle mevcut düzenin sürdürülmesi anlamına geliyor.
Filistinliler İçin Sessiz Şiddet Dönemi Riski
Analizin ana tezi, Netanyahu’nun iktidardan ayrılması durumunda bile Filistinlilere yönelik saldırıların, yerinden edilmelerin ve yasadışı yerleşim faaliyetlerinin devam edeceği yönünde. Hatta yazar, bu şiddetin daha az görünür olacağını, çünkü uluslararası medyanın ve Batılı liderlerin dikkatinin dağılacağını öne sürüyor. Netanyahu’nun agresif üslubu, Filistin yanlısı kamuoyunun tepkisini sürekli canlı tutuyor; onun yerine daha “ılımlı” görünen bir liderin gelmesi, işgal ve abluka politikalarının sorgulanmadan sürmesine olanak tanıyabilir.
MEE yazarı, Batı’nın insan hakları söyleminin çifte standardına dikkat çekerek, Ukrayna’da işgal karşısında gösterilen hassasiyetin Filistin’de gösterilmediğini hatırlatıyor. Aynı zamanda, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) Netanyahu hakkında yürüttüğü soruşturmaların ve olası tutuklama kararlarının Batı başkentlerinde yarattığı rahatsızlığa değiniyor. Batı, Netanyahu’nun UCM önüne çıkarılmasındansa siyaseten tasfiye edilmesini yeğliyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
İsrail’de Netanyahu karşıtı protestolar aylardır sürüyor; ancak bu gösterilerin önemli bir kısmı da Filistin meselesine odaklanmaktan ziyade Netanyahu’nun yargı reformu ve yolsuzluk iddiaları etrafında şekilleniyor. Bu durum, İsrail iç siyasetindeki değişim rüzgârlarının Filistinlilerin durumunu iyileştirmeyeceği endişesini güçlendiriyor. Batılı ülkeler, Netanyahu sonrası dönemde İsrail ile ilişkileri “normalleştirme” ve Suudi Arabistan ile olası bir normalleşme anlaşmasını canlandırma peşinde. Böyle bir senaryoda Filistin devleti meselesi yine rafa kaldırılabilir.
Öte yandan, Netanyahu’nun gitmesi, İsrail’in aşırı sağcı koalisyon ortaklarının daha da güçlenmesine yol açabilir. Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir gibi isimler, Filistinlilere yönelik daha da sert politikaları savunuyor. Dolayısıyla lider değişikliği, Filistinliler için daha da kötü sonuçlar doğurabilir. Uluslararası toplumun asıl sorumluluğu, kim iktidarda olursa olsun, uluslararası hukukun ve insan haklarının ihlallerine karşı tutarlı bir tavır almak olmalı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin meselesini uzun süredir dış politikasının merkezine yerleştirmiş ve Netanyahu hükümetine karşı sert eleştiriler yöneltmiştir. Batı’nın Netanyahu’yu tasfiye edip Filistinlilere yönelik baskıyı sessizce sürdürme ihtimali, Ankara’nın bölgedeki diplomatik etkinliğini ve insani söylemini zayıflatabilir. Türkiye, İsrail ile ilişkilerini normalleştirme çabalarını sürdürürken, Netanyahu sonrası dönemde Filistin davasının unutulmaması için uluslararası platformlarda daha aktif bir rol üstlenmek zorunda kalabilir. Ayrıca, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının Orta Doğu’daki istikrarsızlığı derinleştirmesi, Türkiye’nin güvenlik ve enerji çıkarlarını doğrudan etkiliyor. Batı’nın çifte standardı, Türkiye’nin küresel adalet vurgusunu güçlendirebilir; ancak bu söylemin somut diplomatik ve ekonomik adımlarla desteklenmesi gerekiyor.