Londra merkezli haber kanalı Al-Mayadeen'in sunduğu ve gazeteci Jasim Al-Azzawi'nin moderatörlüğünü yaptığı podcast serisinin son bölümünde, eski CIA analisti Larry Johnson, ABD'nin dünya genelinde yürüttüğü 'özgürlük projeleri'nin neden sürekli felaketle sonuçlandığını değerlendirdi. Programda ayrıca İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'ndaki konuşmasına salonun büyük ölçüde boş kalması ve ABD Kongresi'nde ise tam tersine büyük bir destek görmesi ele alındı. Al-Azzawi, uluslararası kamuoyu ile ABD Kongresi arasındaki bu çarpıcı tezatı izleyicilere aktardı.
ABD Müdahalelerinin Anatomisi: Neden Hep Aynı Son?
Larry Johnson, podcast boyunca ABD'nin II. Dünya Savaşı sonrası dönemde Kore, Vietnam, Afganistan, Irak ve Libya gibi ülkelerde yürüttüğü askeri ve siyasi müdahalelerin ortak bir başarısızlık örüntüsü sergilediğini vurguladı. Johnson'a göre bu projelerin temel sorunu, yerel halkın gerçek taleplerini ve tarihsel dinamiklerini görmezden gelerek dışarıdan dayatılan 'demokrasi ihracı' modeline dayanmaları. Eski istihbaratçı, bu tür girişimlerin genellikle kısa vadeli askeri zaferlerle başladığını ancak uzun vadede siyasi istikrarsızlık, ekonomik çöküş ve radikal grupların güçlenmesiyle sonuçlandığını belirtti. Özellikle Irak'ın 2003 işgali sonrası yaşananların, bu tezin en çarpıcı örneği olduğunu ifade etti.
Johnson, ABD'nin 'ulus inşa etme' (nation-building) stratejisinin temel bir kavramsal hataya dayandığını savundu: Amerikan siyasi modelinin evrensel olduğu varsayımı. Oysa farklı toplumların kendi tarihsel, kültürel ve dini dinamikleri çerçevesinde şekillenen yönetim gelenekleri bulunuyor. Dışarıdan dayatılan anayasal düzenlemeler, seçim sistemleri ve kurumlar, yerel meşruiyet zeminine oturmadığında kağıt üzerinde kalıyor. Johnson ayrıca, bu projelerin arkasındaki itici gücün çoğu zaman demokrasi ideali değil, jeopolitik çıkar ve enerji kaynaklarına erişim olduğunu öne sürdü. Bu nedenle, halklar nezdinde ABD'nin samimiyetine dair derin bir güvensizlik oluştuğunu dile getirdi.
Netanyahu'nun BM ve Kongre Arasındaki Çelişkili Tablo
Programın ikinci bölümünde Jasim Al-Azzawi, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'ndaki konuşmasına değindi. Al-Azzawi'ye göre Netanyahu, büyük ölçüde boş bir salonda konuştu; birçok ülke temsilcisi konuşmayı dinlemek yerine salonu terk etti. Bu durum, İsrail'in Gazze'deki askeri operasyonları nedeniyle uluslararası kamuoyunda artan yalnızlığının somut bir göstergesi olarak yorumlandı. Buna karşın, aynı günlerde ABD Kongresi'nde Netanyahu'ya gösterilen destek tam tersi bir manzara sergiledi: ayakta alkışlar, iki partiden de yoğun ilgi ve İsrail'e koşulsuz destek mesajları. Al-Azzawi, bu tezatın ABD'nin Orta Doğu politikasındaki çelişkileri ve Kongre'nin uluslararası kamuoyundan kopukluğunu gözler önüne serdiğini belirtti.
Larry Johnson, bu durumu ABD siyasetindeki İsrail yanlısı lobi faaliyetlerinin gücüne bağladı. Johnson'a göre Amerikan Kongresi'nde İsrail'i eleştirmek siyasi intihar anlamına geliyor; bu nedenle gerçeklerden bağımsız bir destek sergileniyor. Ancak bu desteğin uzun vadede ABD'nin küresel itibarına zarar verdiğini ve özellikle Küresel Güney'de ABD karşıtlığını beslediğini savundu. Podcast'te ayrıca, ABD'nin uluslararası kurumlardaki etkisinin azalması ve çok kutuplu bir dünya düzenine geçiş sürecinde bu tür tutumların Washington'ın yalnızlığını derinleştirdiği vurgulandı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin 'özgürlük projeleri'nin iflası ve Netanyahu'nun uluslararası alanda yalnızlaşması, Türkiye'nin Orta Doğu politikası açısından önemli ipuçları sunuyor. Türkiye, uzun süredir Filistin davasını destekleyen ve İsrail'in Gazze'deki eylemlerini soykırım olarak nitelendiren bir tutum sergiliyor. Netanyahu'nun BM'de yalnız kalması, Ankara'nın uluslararası kamuoyundaki konumunu güçlendirebilir. Öte yandan, ABD'nin müdahaleci politikalarının çöküşü, Türkiye'nin bölgesel istikrar için daha bağımsız ve çok yönlü bir diplomasi izlemesi gerektiğini gösteriyor. Irak ve Suriye'deki istikrarsızlık, Türkiye'nin güvenlik endişelerini doğrudan etkiliyor; bu nedenle Ankara, ABD'nin bölgedeki askeri varlığını ve politikalarını dikkatle izlemeli.