İsrail işgal yönetiminin liderleri, dünyanın en önde gelen uluslararası platformlarında tuhaf gösteriler sahnelemeye uzun süredir alışkın. Ancak Benjamin Netanyahu'nun 25 Eylül 2026'da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'ndaki son konuşması, tüm beklentileri aştı. Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından aranan baş şüpheli olan Netanyahu, BM kürsüsünden yaptığı konuşmada, işgal altındaki Filistin topraklarındaki yasadışı yerleşim politikalarını savundu ve İran'a yönelik tehditlerini yineledi. Konuşma, birçok ülke delegasyonu tarafından protesto edildi ve salonun büyük ölçüde boş kalmasına neden oldu.
Gelişmenin Arka Planı
Netanyahu'nun BM Genel Kurulu'ndaki konuşması, İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarının ardından uluslararası alanda artan izolasyonunu gözler önüne serdi. İsrail, aylardır süren çatışmalarda binlerce sivilin ölümüne neden olmakla suçlanıyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi, Netanyahu ve diğer üst düzey yetkililer hakkında savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar iddiasıyla tutuklama emri çıkarmış durumda. BM Genel Kurulu'nda yapılan oylamalarda İsrail aleyhine kararlar alınırken, ABD'nin veto yetkisini kullanarak İsrail'i koruması dikkat çekiyor.
Netanyahu konuşmasında, İran'ın nükleer programını hedef alarak, "İsrail kendini savunacaktır" mesajı verdi. Ayrıca, işgal altındaki Batı Şeria'daki yerleşim birimlerinin genişletilmesine devam edileceğini ima etti. Konuşma sırasında bazı delegasyonlar salonu terk ederken, İsrail yanlısı ülkelerden ise alkış sesleri yükseldi. Bu durum, BM çatısı altında yaşanan derin bölünmeyi bir kez daha gözler önüne serdi.
Öte yandan, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas da BM Genel Kurulu'nda söz alarak, İsrail'in işgal politikalarını kınadı ve uluslararası toplumu harekete geçmeye çağırdı. Abbas, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkının tanınması gerektiğini vurguladı. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ise, Orta Doğu'da barışın ancak iki devletli çözümle mümkün olabileceğini yineledi.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İsrail'in BM'de sergilediği tutum, Orta Doğu'da tansiyonu yükseltirken, küresel ölçekte de yankı buldu. Avrupa Birliği ülkelerinden bazıları, İsrail'e yönelik yaptırımları tartışmaya başladı. Ancak ABD'nin İsrail'e olan koşulsuz desteği, Batı bloğu içinde çatlaklara yol açıyor. Rusya ve Çin, İsrail'in eylemlerini kınayan açıklamalar yaparken, BM Güvenlik Konseyi'nde daha sert kararlar alınması için çağrıda bulunuyor.
İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırıları, bölgede insani krizi derinleştirirken, Mısır ve Katar gibi ülkeler ateşkes müzakerelerinde arabuluculuk yapmaya çalışıyor. Ancak Netanyahu hükümetinin uzlaşmaz tutumu, müzakereleri çıkmaza sokuyor. Lübnan Hizbullahı ile yaşanan sınır çatışmaları, geniş çaplı bir bölgesel savaş riskini artırıyor. İran da, İsrail'e yönelik tehditlerini sürdürüyor ve nükleer programını hızlandırdığına dair istihbarat raporları var.
Netanyahu'nun BM'deki konuşması, İsrail'in uluslararası hukuku hiçe sayan tutumunun bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. İsrail, işgal altındaki topraklarda uluslararası hukuka aykırı yerleşim faaliyetlerine devam ederken, BM kararlarını da yok sayıyor. Bu durum, BM'nin etkinliğini sorgulatırken, uluslararası sistemin çok taraflı yapısına güveni sarsıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail'in BM Genel Kurulu'ndaki son konuşmasını ve genel olarak Filistin politikasını yakından takip ediyor. Ankara, İsrail'in Gazze'deki saldırılarını ve yasadışı yerleşim faaliyetlerini şiddetle kınıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, uluslararası platformlarda Filistin davasını savunmaya devam ediyor. Bu gelişme, Türkiye'nin Orta Doğu'daki diplomatik girişimlerini güçlendirebilir. Ayrıca, İsrail'in izolasyonu, Türkiye'nin bölgesel bir aktör olarak rolünü artırabilir. Türkiye, insani yardımlar ve arabuluculuk çabalarıyla öne çıkarken, İsrail ile ilişkilerin normalleşmesi süreci de askıya alınmış durumda. Bu durum, Türkiye'nin Doğu Akdeniz ve Orta Doğu'daki enerji ve güvenlik politikalarını etkileyebilir.