1996 yılında yayımlanan ve bir grup aydının ortak çalışması olan çok satan 'Çin Hayır Diyebilir' (China Can Say No) kitabı, Batı'ya duyulan hayranlığın yerini almaya başlayan milliyetçi bir duruşun habercisiydi. Otuz yıl sonra, Çin artık yalnızca Batı'ya 'hayır' demekle kalmıyor; sahip olduğu stratejik araçlarla karşılık verme kapasitesine ulaşmış durumda. Bu dönüşüm, Batı dünyasının Çin'in yükselişini artık gerçekten kabul etmesi gerektiğini gösteriyor.
Gelişmenin arka planı: Entelektüel muhalefetten stratejik güce
1990'ların ortasında, Çin'de Batı'nın ekonomik ve kültürel etkisine karşı bir tepki yükseliyordu. Song Qiang, Zhang Zangzang ve Qiao Bian gibi isimlerin kaleme aldığı 'Çin Hayır Diyebilir', Batı'nın Çin'i sindirme çabalarına karşı bir başkaldırı olarak görüldü. Kitap, Çin'in kendi yolunu çizmesi gerektiğini savunuyor ve o dönemde Batı'ya özenen kesimlere sert eleştiriler yöneltiyordu. O yıllarda Çin, Batı'nın taleplerine boyun eğmek zorunda kalan bir ülke konumundaydı.
Bugün ise Çin, ekonomik büyüklük, teknolojik kapasite ve askeri güç açısından Batı'ya meydan okuyabilecek bir noktaya geldi. Pekin, ticaret savaşlarında karşı tarafa misilleme yapabiliyor, teknoloji transferini kendi lehine kullanabiliyor ve diplomatik alanda alternatif platformlar oluşturuyor. Kuşak ve Yol Girişimi (BRI) gibi projeler, Çin'in küresel altyapı yatırımlarında söz sahibi olmasını sağlarken, Asya Altyapı Yatırım Bankası (AIIB) gibi kurumlar uluslararası finans sisteminde Batı hegemonyasına alternatif oluşturuyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Yeni bir dünya düzeni mi?
Çin'in yükselişi, yalnızca Batı ile ilişkilerini değil, tüm küresel dengeleri etkiliyor. ABD ve Avrupa Birliği, Çin'i 'sistemsel bir rakip' olarak tanımlarken, aynı zamanda iklim değişikliği, ticaret ve sağlık gibi alanlarda işbirliği yapmak zorunda kalıyor. Çin'in artan etkisi, gelişmekte olan ülkeler nezdinde de yankı buluyor; Pekin, Batı'nın vaat ettiği ancak yerine getiremediği kalkınma yardımlarını somut projelerle sunarak etki alanını genişletiyor.
Öte yandan, Çin'in 'hayır' deme kapasitesi, Tayvan, Güney Çin Denizi ve insan hakları gibi konularda Batı ile çatışmayı da beraberinde getiriyor. Uzmanlar, Batı'nın Çin'i dışlamak yerine, onunla rekabet ederken işbirliği yapmanın yollarını bulması gerektiğini vurguluyor. Aksi takdirde, küresel yönetişimde derin bir kutuplaşma ve istikrarsızlık kaçınılmaz görünüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin'in Batı'ya karşı artan stratejik gücü, Türkiye açısından çok yönlü bir denge politikasını zorunlu kılıyor. Ankara, hem NATO üyesi olarak Batı ittifakının bir parçası hem de Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında Çin ile derin ekonomik bağları olan bir ülke. Çin'in Batı'ya meydan okuması, Türkiye'nin iki taraf arasında manevra alanını genişletirken, aynı zamanda Ankara'nın Çin ile ticaretinde daha dikkatli olmasını gerektiriyor. Özellikle teknoloji transferi ve savunma sanayii alanlarında Çin'in alternatif bir ortak olarak öne çıkması, Türkiye için fırsatlar sunmakla birlikte Batı ile olası gerilimleri de beraberinde getirebilir.