ABD Başkanı Donald Trump'ın NATO'ya ve müttefik caydırıcılığına yönelik sarsıcı tutumu, Avrupa'nın güvenlik mimarisinde derin çatlaklar oluşturdu. Soğuk Savaş'ın sona ermesinden bu yana ABD'nin güvenlik şemsiyesine bel bağlayan Avrupa başkentleri, şimdi kendi savunma kapasitelerini acilen güçlendirmeye çalışıyor. Ancak yıllardır ihmal edilen askeri altyapı, azalan personel ve parçalanmış savunma sanayii, bu hedefi kısa vadede ulaşılması zor bir hayale dönüştürüyor.
NATO'nun Sarsılan Temelleri
Trump'ın görev süresi boyunca NATO'yu defalarca sorgulaması, ittifakın kolektif savunma taahhüdü olan 5. Madde'nin güvenilirliğini tartışmaya açtı. ABD'nin Avrupa'daki askeri varlığını azaltma sinyalleri, Baltık ülkelerinden Karadeniz'e uzanan geniş bir coğrafyada güvenlik endişelerini artırdı. Özellikle Rusya'nın 2022'de Ukrayna'yı işgal etmesiyle birlikte Avrupa'nın doğu kanadındaki tehdit algısı zirveye ulaştı. Polonya ve Baltık devletleri savunma bütçelerini gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 2'sinin üzerine çıkarırken, Almanya ve Fransa gibi büyük ekonomiler bu hedefe ulaşmakta zorlanıyor.
Avrupa'nın savunma harcamalarındaki artışa rağmen, kıta genelinde kritik yetenek açıkları bulunuyor. Hava savunma sistemleri, uzun menzilli füze kapasitesi, istihbarat ve keşif uçakları ile askeri lojistik alanlarında ciddi eksiklikler mevcut. Avrupa ülkelerinin ortak askeri projeleri kağıt üzerinde kalsa da, ulusal çıkarlar ve farklı öncelikler işbirliğini zorlaştırıyor. Fransa'nın stratejik özerklik vurgusu ile Almanya'nın transatlantik bağlılığı arasındaki gerilim, ortak bir Avrupa savunma politikası oluşturulmasını engelliyor.
Küresel Dengeler ve Yeni İttifak Arayışları
Avrupa'nın savunma krizi, küresel güç dengelerinde önemli bir kaymaya işaret ediyor. ABD'nin önceliklerini Asya-Pasifik bölgesine kaydırması, Avrupa'nın kendi güvenliğini sağlama konusunda daha fazla sorumluluk almasını gerektiriyor. Ancak Avrupa'nın savunma sanayii kapasitesi, Rusya gibi bir tehditle tek başına başa çıkabilecek düzeyde değil. İngiltere'nin Brexit sonrası Avrupa savunma yapılarından uzaklaşması, kıtanın en güçlü ordularından birinin entegrasyonunu zorlaştırıyor. Aynı zamanda Türkiye, stratejik konumu ve büyüyen savunma sanayii ile Avrupa güvenlik mimarisinde kilit bir aktör haline geliyor.
Avrupa Birliği'nin savunma alanındaki girişimleri, kalıcı yapısal işbirliği projeleri ve Avrupa Savunma Fonu gibi mekanizmalarla desteklenmeye çalışılsa da, somut sonuçlar için zamana ihtiyaç var. NATO'nun Avrupa ayağının güçlendirilmesi, ABD'nin desteği olmadan sürdürülebilir görünmüyor. Bu belirsizlik ortamında Avrupa ülkeleri, savunma sanayiinde ortak üretim ve tedarik zinciri güvenliği gibi konularda yeni işbirlikleri arıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Avrupa'nın savunma krizi, Türkiye için hem fırsat hem de risk barındırıyor. Türkiye, güçlü ordusu ve gelişen savunma sanayii ile Avrupa'nın güvenlik açığını doldurabilecek nadir ülkelerden biri. NATO içindeki stratejik konumu ve Karadeniz'deki etkinliği, Ankara'nın Avrupa savunma mimarisindeki ağırlığını artırıyor. Ancak ABD'nin Avrupa'dan çekilme sinyalleri, Türkiye'nin güvenlik hesaplarını da etkiliyor. Avrupa'nın kendi başına savunma kapasitesini güçlendirmesi, Türkiye'nin AB ile savunma işbirliğini derinleştirmesi için yeni kapılar açabilir. Yunanistan ile yaşanan anlaşmazlıklar ve Kıbrıs meselesi ise bu işbirliğinin önündeki en büyük engeller olarak varlığını koruyor.