Avrupa Halk Partisi (EPP) lideri Manfred Weber, partinin 2029 Avrupa Parlamentosu seçimleri için izleyeceği stratejiyi belirlemek üzere bir görev gücü oluşturdu. Brüksel'de alınan bu karar, Avrupa'nın en büyük siyasi ailesinin geleceğini şekillendirecek kritik bir tercihin eşiğinde olduğunu gösteriyor: EPP, merkez siyaseti koruyarak geniş bir koalisyonu mu hedefleyecek, yoksa yükselen aşırı sağa kayarak mı oy tabanını genişletmeye çalışacak? Parti içi kayıtlar ve üst düzey yetkililerle yapılan görüşmeler, bu ikilemin EPP içindeki hizipleri şimdiden kutuplaştırdığını ortaya koyuyor.
Görev Gücünün Amacı ve EPP İçindeki Bölünmeler
Manfred Weber'in duyurduğu görev gücü, EPP'nin 2029 seçim manifestosunu hazırlamakla görevli. Ancak bu adım, partinin son yıllarda derinleşen ideolojik ayrılıklarını da su yüzüne çıkarıyor. Bir yanda, AB'nin kurucu değerlerine bağlı kalarak sosyal demokratlar, liberaller ve yeşillerle iş birliğini sürdürmek isteyen merkezci kanat var. Diğer yanda ise, özellikle göç ve iklim politikalarında sertleşerek aşırı sağ partilerin oy tabanına göz koyan muhafazakârlar bulunuyor.
EPP içindeki bu bölünme yeni değil. Son yıllarda partinin bazı üyeleri, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni'nin partisi İtalya'nın Kardeşleri (FdI) ve Fransa'daki Ulusal Birlik (RN) gibi aşırı sağ oluşumlarla iş birliğine sıcak bakıyor. Özellikle 2024 Avrupa Parlamentosu seçimlerinde aşırı sağın güç kazanması, EPP içindeki 'sağa kayma' yanlılarını cesaretlendirdi. Weber'in görev gücü, bu gerilimi yönetmek ve partinin geleceğini netleştirmek için bir araç olarak görülüyor.
Parti kayıtlarına göre, görev gücünde farklı üye ülkelerden temsilciler yer alacak. Almanya'dan Hristiyan Sosyal Birlik (CSU), İspanya'dan Halk Partisi (PP), Polonya'dan Sivil Platform (PO) gibi partilerin pozisyonları belirleyici olacak. Özellikle Polonya ve Macaristan gibi ülkelerden gelen muhafazakâr sesler, göç ve aile politikalarında daha muhafazakâr bir çizgi talep ediyor.
Avrupa'nın Sağa Kayışı ve EPP'nin Seçimi
Avrupa genelinde aşırı sağın yükselişi, EPP'yi stratejik bir yol ayrımına itmiş durumda. Fransa'da Marine Le Pen'in partisi RN, anketlerde birinci parti konumunda. Almanya'da AfD, bazı eyaletlerde ikinci parti haline geldi. İtalya'da Meloni hükümeti, göç konusunda sert politikalar izliyor. Bu tablo, EPP'nin merkezde kalması durumunda oy kaybedebileceği, sağa kayması durumunda ise AB'nin demokratik normlarından uzaklaşabileceği endişesini doğuruyor.
Görev gücünün çalışmaları, 2029 seçimlerine giden süreçte EPP'nin diğer siyasi gruplarla kuracağı ittifakları da belirleyecek. Eğer EPP, aşırı sağla iş birliğine açık bir çizgi benimserse, Avrupa Parlamentosu'ndaki geleneksel 'büyük koalisyon' (EPP-S&D-Renew) modeli çökebilir. Bu da AB'nin karar alma mekanizmalarını kilitleyebilir ve iklim, göç, genişleme gibi kritik dosyalarda ilerleme kaydedilmesini engelleyebilir.
Weber, kamuoyu önünde partinin 'merkez' bir güç olarak kalacağını vurgulasa da, parti içi kayıtlar bazı üst düzey isimlerin aşırı sağla iş birliği konusunda daha esnek olduğunu gösteriyor. Özellikle göçmen karşıtı söylemlerin oy getirdiği anketlerle kanıtlanınca, bu kanadın eli güçleniyor. Ancak bu strateji, EPP'nin kurucu değerlerinden taviz vermek anlamına geldiği için parti içinde ciddi bir rahatsızlık yaratıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
EPP'nin 2029 stratejisi, Türkiye-AB ilişkileri açısından dolaylı ama önemli sonuçlar doğurabilir. Eğer EPP sağa kayarsa, AB'nin Türkiye'ye yönelik politikası daha da sertleşebilir; göç mutabakatı ve Gümrük Birliği'nin güncellenmesi gibi konularda ilerleme zorlaşır. Merkezde kalması durumunda ise diyalog kanalları açık kalabilir. Ayrıca, EPP içindeki aşırı sağ ile iş birliği eğilimi, Türkiye'nin AB üyeliği perspektifini daha da zayıflatabilir. Türkiye, Avrupa'daki siyasi dengeleri yakından izleyerek, olası bir sağ dalgaya karşı diplomatik ve ekonomik hazırlıklarını gözden geçirmeli.