Avrupa Birliği, biyoteknoloji sektöründe küresel rekabet gücünü artırmak için kritik bir eşikte. Son yıllarda hızla büyüyen sektör, ABD ve Çin'in agresif yatırımları karşısında ölçek büyütme ve ticarileştirme sorunlarıyla boğuşuyor. Uzmanlar, Kovid-19 salgını sonrası hızlanan aşı ve ilaç Ar-Ge'sine rağmen Avrupa'nın yenilikçi biyoteknoloji girişimlerini büyük ölçekli üretime ve küresel pazara taşımakta zorlandığını belirtiyor. Bu durum, kıtanın teknolojik egemenlik hedefleriyle çelişiyor.
Avrupa Biyoteknolojisinin Yapısal Sorunları
Avrupa, güçlü bir bilimsel altyapıya ve nitelikli işgücüne sahip olsa da, biyoteknoloji alanında fikir aşamasından üretime geçiş sürecinde ciddi darboğazlar yaşıyor. AB İstatistik Ofisi (Eurostat) verilerine göre, 2022'de AB'de biyoteknoloji sektörüne yapılan risk sermayesi yatırımları 3,5 milyar euro civarında kalırken, aynı dönemde ABD'de bu rakam 25 milyar doları aştı. Çin ise devlet destekli fonlarla hızla büyüyerek 2025 hedefleri doğrultusunda küresel pazar payını artırıyor.
Sorunun temelinde, Avrupa'nın parçalı düzenleyici yapısı, ülkeler arası koordinasyon eksikliği ve ölçek ekonomisi yaratacak büyük yatırımcıların yokluğu yatıyor. Avrupa İlaç Ajansı (EMA) onay süreçlerinin uzunluğu ve üye ülkelerin farklı sağlık politikaları, yenilikçi tedavilerin pazara girişini geciktiriyor. Ayrıca, beyin göçü nedeniyle birçok başarılı Avrupalı biyoteknoloji girişimi, büyümek için ABD'ye taşınıyor.
Avrupa Komisyonu, 2024'te açıkladığı 'Biyoteknoloji ve Biyolojik Üretim Stratejisi' ile bu sorunlara çözüm arayışında. Strateji, özel yatırımları teşvik etmek, düzenleyici çerçeveyi basitleştirmek ve üye ülkeler arasında işbirliğini artırmayı hedefliyor. Ancak sektör temsilcileri, somut finansman mekanizmalarının ve ortak kamu alımlarının eksikliğinden şikayetçi.
Küresel Rekabette Avrupa'nın Konumu
Biyoteknoloji, sadece sağlık değil, tarım, enerji ve malzeme bilimi gibi alanlarda da stratejik bir öneme sahip. ABD, Silikon Vadisi ve Boston çevresinde oluşturduğu ekosistemle dünyanın en büyük biyoteknoloji şirketlerine ev sahipliği yapıyor. Çin ise 14. Beş Yıllık Kalkınma Planı'nda biyoteknolojiyi öncelikli sektör ilan ederek devlet eliyle milyarlarca dolarlık yatırım yapıyor. Avrupa ise Almanya, İsviçre, İngiltere ve Fransa'daki güçlü araştırma merkezlerine rağmen, Kovid-19 aşı yarışında ABD'li Pfizer/BioNTech ve Moderna'nın gerisinde kaldı. BioNTech'in Alman kökenli olmasına rağmen ABD ile ortaklık kurarak üretim kapasitesini büyütmesi, Avrupa'nın ölçek sorununa çarpıcı bir örnek.
Uzmanlar, Avrupa'nın biyoteknolojide rekabetçi kalabilmesi için tek pazar kurallarının biyoteknolojiye uyarlanması, Ar-Ge teşviklerinin artırılması ve kamu-özel ortaklıklarının güçlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Ayrıca, nitelikli işgücünün Avrupa'da tutulması için göç politikalarının iyileştirilmesi ve araştırmacılara daha cazip koşullar sunulması gerekiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, genç nüfusu ve gelişen sağlık altyapısıyla biyoteknoloji alanında potansiyel taşıyor. Ancak Avrupa'nın ölçek sorunu, Türkiye için hem bir uyarı hem de fırsat niteliğinde. Türkiye, AB'nin biyoteknoloji stratejisini yakından takip ederek kendi Ar-Ge ekosistemini güçlendirebilir ve Avrupa'dan kaçan yetenekleri çekebilir. Ayrıca, aşı ve ilaç üretiminde dışa bağımlılığı azaltmak için yerli biyoteknoloji girişimlerine yatırım yapmalı. Avrupa ile işbirliği, Türkiye'nin sektördeki konumunu güçlendirebilir.