Avrupa Birliği'nin Ortak Balıkçılık Politikası (OBP), Birliğin en eski ve en kapsamlı ortak politikalarından biri olarak, 1983'ten bu yana üye devletler arasında balıkçılık kaynaklarının yönetimini düzenliyor. Son dönemde Yeni Zelanda, Norveç gibi ülkelerle yapılan anlaşmalar ve Brexit sonrası Birleşik Krallık ile ilişkiler, politikanın geleceğini yeniden gündeme taşıdı. Avrupa Komisyonu, 2025 yılına kadar tüm balık stoklarının sürdürülebilir seviyeye ulaştırılması hedefini yineliyor. Ancak bazı üye devletler ve sektör temsilcileri, ekonomik baskılar nedeniyle bu hedeflerin gevşetilmesi çağrısında bulunuyor. Tartışmanın merkezinde ise sürdürülebilirliğin ekonomik performansın önünde bir engel değil, aksine onun temeli olduğu gerçeği yatıyor.
Ortak Balıkçılık Politikası'nın Arka Planı
OBP, balıkçılık filosu kapasitesinin azaltılması, avlanma kotaları ve teknik koruma önlemleri gibi araçlarla deniz kaynaklarının korunmasını amaçlıyor. 2013 reformu ile getirilen "maksimum sürdürülebilir verim" (MSY) ilkesi, stokların yenilenme kapasitesini koruyarak uzun vadeli ekonomik getiriyi garanti altına almayı hedefliyor. Bilimsel veriler, aşırı avlanmanın stokları çökerttiğini ve nihayetinde balıkçılık endüstrisini de yok ettiğini gösteriyor. Örneğin, 1990'larda Kuzey Denizi'ndeki morina stoklarının çöküşü, bölge ekonomisine milyarlarca euro kaybettirdi. Bugün AB sularında avlanan stokların yüzde 40'ı hâlâ sürdürülebilir seviyelerin üzerinde avlanıyor. Bu tablo, politikanın kararlılıkla uygulanması gerektiğini ortaya koyuyor.
Avrupa Komisyonu Çevre, Denizcilik ve Balıkçılık Genel Müdürlüğü, her yıl balıkçılık fırsatlarına ilişkin bir teklif sunuyor ve Bakanlar Konseyi bu teklifi genellikle bilimsel tavsiyelere göre ayarlıyor. Ancak son yıllarda, bazı üye devletlerin kısa vadeli ekonomik çıkarlar için bilimsel tavsiyelerin dışına çıktığı görülüyor. Bu durum, hem ekosistem hem de balıkçılık sektörünün geleceği açısından risk taşıyor. Sürdürülebilirlikten ödün vermek, kısa vadede av miktarını artırsa da uzun vadede stokların tükenmesine ve sektörün daralmasına yol açıyor. Dolayısıyla, kararlı bir duruş sergilemek, balıkçı topluluklarının refahı için elzem.
Bölgesel ve Küresel Boyut
OBP, yalnızca AB içi bir mesele değil; aynı zamanda Birleşik Krallık, Norveç, İzlanda gibi üçüncü ülkelerle yapılan anlaşmalar ve bölgesel balıkçılık yönetim örgütleri aracılığıyla küresel balıkçılık yönetimini de etkiliyor. Brexit sonrası AB ile Birleşik Krallık arasındaki balıkçılık anlaşmazlıkları, ortak stokların yönetiminde işbirliğinin önemini gösterdi. Ayrıca, Akdeniz ve Karadeniz'deki aşırı avlanma, Türkiye gibi kıyıdaş ülkeleri de doğrudan ilgilendiriyor. AB, Akdeniz'de sürdürülebilir balıkçılık için Genel Balıkçılık Komisyonu (GFCM) çerçevesinde çalışmalar yürütüyor. Küresel ölçekte ise yasa dışı, bildirilmemiş ve düzenlenmemiş (IUU) balıkçılıkla mücadele, AB'nin ticaret politikaları aracılığıyla üçüncü ülkelere baskı yapmasını gerektiriyor. AB'nin bu konudaki kararlılığı, dünya genelinde balıkçılık yönetişimi için bir referans noktası oluşturuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, AB üyesi olmasa da Ortak Balıkçılık Politikası'ndan doğrudan etkileniyor. Akdeniz ve Karadeniz'de AB ile ortak stokları paylaşan Türkiye, sürdürülebilir balıkçılık için AB ile işbirliği yapmak durumunda. AB'nin OBP'de sürdürülebilirlikten ödün vermemesi, Türk balıkçılık sektörü için de uzun vadeli istikrar anlamına geliyor. Aksi halde, aşırı avlanma ve stok çöküşü Türkiye'nin gıda güvenliğini ve ihracatını tehdit edebilir. Ayrıca, AB pazarına balık ihraç eden Türk firmaları için AB'nin sürdürülebilirlik standartlarına uyum, pazar erişimi açısından kritik. Bu nedenle, AB'nin kararlı duruşu, Türkiye'nin kendi balıkçılık yönetimini iyileştirmesi için de bir teşvik unsuru olabilir.