Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 14 Temmuz Bastille Günü askeri geçit töreninde Avrupalı müttefiklerini ağırlayarak kıtanın Ukrayna konusunda kolektif bir güç sergileme çabasını ortaya koydu. Ancak bu gösterişli birlikteliğe rağmen Avrupa, özellikle İran gibi kritik dosyalarda hâlâ ABD'nin dış politikasının gölgesinde hareket ediyor. Ukrayna'ya destek konusunda daha bağımsız ve kararlı bir duruş sergileyen Avrupa, İran'ın nükleer programı, yaptırımlar ve bölgesel nüfuz mücadelesinde ABD'nin belirlediği çizginin dışına çıkamıyor. Bu durum, Avrupa'nın küresel bir aktör olarak gerçek etki alanını sorgulatıyor.
Bastille Günü'nde Birlik Mesajı
Her yıl geleneksel olarak düzenlenen Bastille Günü geçit töreni, bu yıl Ukrayna'ya destek ve Avrupa savunma işbirliği temalarıyla öne çıktı. Macron'un ev sahipliğinde gerçekleşen törene Almanya, İtalya, İspanya gibi ülkelerin liderleri katıldı. Törende Ukrayna askerleri de yer alarak sembolik bir birliktelik sergilendi. Macron, yaptığı konuşmada Avrupa'nın güvenliğinin bir bütün olduğunu vurgularken, Rusya'ya karşı ortak duruşun önemine değindi. Ancak bu mesaj, Avrupa'nın sadece kendi coğrafyasına yakın krizlerde değil, küresel ölçekte de tutarlı bir politika izleyip izlemediği sorusunu akıllara getiriyor.
Avrupa Birliği, Ukrayna'ya askeri ve mali yardım konusunda önemli adımlar atarken, ortak savunma fonu oluşturma ve savunma sanayiini güçlendirme çabalarını hızlandırdı. Ancak bu adımların sürdürülebilirliği ve Avrupa'nın ABD'ye olan bağımlılığını azaltıp azaltmayacağı tartışma konusu.
İran Dosyasında Avrupa'nın Çaresizliği
Ukrayna'da görece bağımsız ve proaktif bir politika izleyen Avrupa, İran konusunda ise ABD'nin belirlediği sınırlar içinde hareket etmek zorunda kalıyor. 2015 tarihli nükleer anlaşma (Kapsamlı Ortak Eylem Planı), ABD'nin 2018'de tek taraflı olarak çekilmesiyle fiilen ölmüş olsa da, Avrupa Birliği anlaşmayı canlandırmak için yoğun çaba harcadı. Ancak bu çabalar, ABD'nin yaptırımları ve İran'ın anlaşma yükümlülüklerini askıya alması nedeniyle sonuçsuz kaldı. Avrupa, İran'la ticaretini sürdürmek için INSTEX adlı ödeme mekanizmasını kurduysa da bu girişim pratikte işlerlik kazanamadı.
Avrupa'nın İran'la diplomatik temasları devam ediyor; ancak ABD'nin Tahran'a yönelik maksimum baskı politikası, Avrupa'yı da etkiliyor. Avrupa şirketleri, ABD yaptırımlarının ikincil etkilerinden kaçınmak için İran pazarından çekilmek zorunda kaldı. Ayrıca, İran'ın bölgedeki vekil güçler aracılığıyla oynadığı rol ve insan hakları ihlalleri, Avrupa'nın kendi değerleriyle çelişkili bir durum yaratıyor. Avrupa Parlamentosu, İran'daki rejime karşı daha sert tedbirler alınmasını talep etse de, üye ülkeler arasındaki görüş ayrılıkları ortak bir politika oluşturmayı zorlaştırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Avrupa'nın İran konusundaki sınırlı etkisi, Türkiye için hem fırsat hem de risk barındırıyor. Ankara, İran'la enerji ve ticaret bağlantılarını sürdürürken, ABD yaptırımlarının Türkiye'yi hedef alma potansiyeli endişe verici. Avrupa'nın bağımsız bir İran politikası geliştirememesi, Türkiye'nin bölgede inisiyatif almasını zorlaştırabilir. Öte yandan, Türkiye'nin hem Ukrayna hem de İran dosyalarında denge politikası izlemesi, Avrupa ile ABD arasında bir köprü rolü oynamasına imkan tanıyor. Ancak bu durum, Türkiye'nin Batı ittifakı içindeki konumunu sürekli yeniden müzakere etmesini gerektiriyor.