Avrupa Birliği ülkeleri, son yıllarda artan jeopolitik gerilimler karşısında savunma harcamalarını artırma sözü verirken, bu taahhütleri yerine getirememekle karşı karşıya. Kamuoyu yoklamaları, Avrupalıların büyük çoğunluğunun daha güçlü silahlı kuvvetler istediğini gösteriyor; ancak aynı vatandaşlar, bu hedef için daha fazla vergi ödemeye veya bütçe kesintilerine katlanmaya yanaşmıyor. Bu çelişki, kıtanın savunma politikasında ciddi bir finansman açığı yaratıyor.
Artan tehditler, azalan kaynaklar
Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik saldırganlığı ve ABD'nin gelecekteki angajmanına dair belirsizlikler, Avrupa'yı savunma kapasitesini yeniden düşünmeye itti. NATO üyesi Avrupa ülkeleri, gayrisafi yurtiçi hasılanın (GSYİH) yüzde 2'sini savunmaya ayırma hedefini kabul etmiş olsa da, çoğu bu oranın altında kalıyor. Almanya, Fransa ve İtalya gibi büyük ekonomiler, savunma bütçelerini artırdıklarını açıklasalar da, gerçekte harcamaların enflasyon ve maaş artışları nedeniyle satın alma gücünün düştüğü belirtiliyor. Örneğin Almanya'nın 100 milyar euroluk özel savunma fonu, personel ve bakım giderlerine harcanırken, modernizasyon hedeflerinin gerisinde kalıyor.
Avrupa Savunma Ajansı verilerine göre, 2023 yılında AB ülkelerinin toplam savunma harcaması 240 milyar euro seviyesinde gerçekleşti. Bu, GSYİH'nin yaklaşık yüzde 1,5'ine denk geliyor. Ancak ihtiyaç duyulan seviyenin çok altında. AB Komisyonu, savunma yatırımları için yeni bir fon oluşturmayı tartışıyor, ancak üye ülkelerin bütçe disiplini kuralları ve borç korkusu, bu girişimleri sınırlıyor. Vatandaşların sağlık, eğitim ve sosyal harcamalarda kesinti istememesi, hükümetleri zor durumda bırakıyor.
Küresel bağlam ve ABD baskısı
ABD yönetimi, Avrupa'nın savunma yükünü daha fazla üstlenmesi konusunda ısrarcı. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, müttefiklerin harcamalarını artırması gerektiğini vurgularken, eski ABD Başkanı Donald Trump döneminde başlayan bu baskı hâlâ devam ediyor. Öte yandan, Çin'in yükselişi ve Orta Doğu'daki istikrarsızlık, Avrupa'nın dikkatini daha geniş bir bölgeye yaymasını gerektiriyor. Avrupa'nın savunma sanayii, uzun yıllar süren yetersiz yatırım nedeniyle kapasite sorunları yaşıyor. Mühimmat stokları tükenirken, yeni üretim hatları kurmak zaman ve para gerektiriyor. Bu tablo, Avrupa'nın kendi güvenliğini sağlama konusunda söylem ile eylem arasında büyük bir uçurum olduğunu ortaya koyuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Avrupa'nın savunma harcamalarındaki bu açmaz, Türkiye için hem fırsat hem de risk barındırıyor. Türkiye, NATO'nun ikinci büyük ordusuna sahip ve savunma sanayiinde önemli bir oyuncu. Avrupa'nın artan talebi, Türk savunma şirketlerine ihracat kapısı aralayabilir. Ancak aynı zamanda, AB'nin savunma projelerine Türkiye'nin dahil edilmemesi, mevcut siyasi gerilimlerle birleşince iş birliğini zorlaştırıyor. Türkiye, kendi savunma bütçesini GSYİH'nin yüzde 2'sinin üzerinde tutarken, Avrupa'nın bu alandaki zafiyeti, NATO içinde yük paylaşımı tartışmalarını yeniden alevlendirebilir. Ankara, bu durumu kendi çıkarları lehine kullanmak isteyecektir, ancak AB ülkelerinin Türkiye'ye yönelik siyasi engelleri aşması kolay görünmüyor.