Dünya genelinde birçok ülke, ulusal egemenliklerini korumak adına yapay zeka alanında kendi altyapılarını oluşturma çabasında. Ancak bu hedef, ABD ve Çin’in teknolojik üstünlüğü ve kaynak kontrolü karşısında gerçekçi olmaktan uzak. Uzmanlar, tamamen bağımsız bir yapay zeka ekosisteminin bir hayal olduğunu belirtiyor. Yine de, küçük ülkelerin belirli alanlarda uzmanlaşarak ve dışa bağımlılığı azaltarak belirli bir koruma düzeyine ulaşabileceği ifade ediliyor.
Gelişmenin Arka Planı
Egemen yapay zeka kavramı, bir ülkenin yapay zeka geliştirme, dağıtma ve yönetme konusunda dış güçlere bağımlı olmaması anlamına geliyor. Ancak bu vizyon, yapay zeka ekosisteminin kritik bileşenleri olan güçlü işlemciler, büyük veri setleri ve yetenekli insan kaynağı gibi kaynakların büyük ölçüde ABD ve Çin’in kontrolünde olması nedeniyle zor görünüyor. Nvidia gibi ABD merkezli şirketler, gelişmiş yapay zeka çiplerinin neredeyse tamamını sağlarken, Çin merkezli Tencent ve Alibaba da bulut bilişim ve yapay zeka platformlarında hakim konumda.
Örneğin, Avrupa Birliği’nin 2021’de başlattığı Avrupa Yapay Zeka Girişimi, 1,5 milyar avroluk bütçesine rağmen, küresel devlerle rekabet etmekte zorlanıyor. Fransa ve Almanya’nın ortaklaşa geliştirdiği Gaia-X projesi de benzer zorluklarla karşılaştı. Hindistan, Meksika ve Endonezya gibi gelişmekte olan ülkeler ise hem altyapı hem de uzmanlık eksikliği nedeniyle tam bağımsızlıktan çok uzak.
Bölgesel veya Küresel Boyut
Küresel ölçekte, yapay zeka egemenliği arayışı aslında bir güç dengesi sorunu haline geliyor. ABD, Çinli şirketlere ihracat kısıtlamaları getirerek Çin’in yapay zeka gelişimini yavaşlatmaya çalışıyor. Çin ise kendi çip endüstrisini kurarak bağımsızlığını artırma çabasında. Bu rekabet, diğer ülkeleri iki blok arasında seçim yapmaya zorluyor. Güney Kore ve Tayvan gibi teknoloji odaklı ekonomiler, kendi nişlerini bulmaya çalışırken, Afrika ülkeleri daha çok yabancı yardım ve yatırıma bağımlı kalıyor.
Uzmanlar, tam egemenlik yerine "dayanıklı yapay zeka" kavramını öneriyor. Bu, kritik alanlarda (örneğin savunma, kamu hizmetleri) yerli çözümler geliştirirken, ticari uygulamalarda açık kaynak ve uluslararası işbirliğine dayanmayı içeriyor. Örneğin, bazı küçük Avrupa ülkeleri, akıllı tarım veya tıbbi teşhis gibi dar alanlarda uzmanlaşarak fark yaratmayı hedefliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, yapay zeka alanında orta ölçekli bir güç olarak, ne Amerika ne de Çin’e tam olarak bağımlı kalmak istemiyor. Ancak mevcut teknolojik altyapı ve kaynak kısıtları, bağımsız bir yapay zeka stratejisini zorlaştırıyor. Türkiye’nin savunma sanayiinde yerli insansız hava araçları gibi başarıları, yapay zeka alanında da niş çözümler geliştirebileceğini gösteriyor. Yine de, büyük veri merkezleri ve ileri yarı iletkenler gibi temel unsurlarda dışa bağımlılık sürüyor. Bu durum, Türkiye’nin ekonomik ve güvenlik risklerini yönetmek için dengeli bir yaklaşım benimsemesini gerektiriyor. Bölgede yükselen yapay zeka rekabeti, Türk savunma ve teknoloji firmaları için işbirlikleri ve fırsatlar da sunuyor.