Avrupa, bir zamanlar liberal idealizmin parlayan bir feneriydi. Ancak bugün, aşırı sağ partiler, MAGA (Make America Great Again) ideolojisi ve Kremlin'in finansal desteği, bu idealleri bir nesil daha boğmak için el ele veriyor. The Guardian yazarı Rafael Behr'in analizine göre, kıta demokrasileri için geri dönüşü olmayan bir noktaya yaklaşıyor olabilir. Avrupa'nın liberal düzeni, içeriden ve dışarıdan gelen çok yönlü bir saldırı altında.
Liberal İdealizmin Çöküşü ve Yükselen Tehditler
Behr, anılarında Avrupa'nın "sarsılmaz ve sonsuz bir güvene rahatça doymuş" bir dönem olarak hatırlandığını belirtiyor. Bu dönem, II. Dünya Savaşı sonrası kurulan uluslararası düzenin, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve demokratik değerlerin Avrupa genelinde kök saldığı bir çağdı. Ancak son yıllarda bu tablo hızla değişiyor. Aşırı sağ partiler, göç karşıtı söylemler ve milliyetçi politikalar ile seçmen tabanlarını genişletirken, liberal demokrasinin temel taşlarını aşındırıyor. Macaristan'da Viktor Orbán'ın "illiberal demokrasi" modeli, Polonya'da Hukuk ve Adalet Partisi'nin (PiS) yargı bağımsızlığına müdahaleleri ve Fransa'da Marine Le Pen'in Ulusal Birlik (RN) partisinin yükselişi, bu eğilimin somut örnekleri. İtalya'da Giorgia Meloni'nin liderliğindeki sağ koalisyon, göçmen karşıtı politikaları ve geleneksel aile değerlerini öne çıkararak liberal normlara meydan okuyor. Bu partiler, sadece ulusal düzeyde değil, Avrupa Parlamentosu'nda da giderek daha fazla temsil ediliyor ve AB'nin karar alma mekanizmalarını kilitleyebiliyor.
MAGA ideolojisi, ABD eski Başkanı Donald Trump'ın "Amerika Birinci" yaklaşımı, Avrupa'daki aşırı sağ hareketlere ilham kaynağı oluyor. Trump'ın NATO'ya yönelik şüpheci tutumu, transatlantik ittifakın geleceğini belirsizleştirirken, Avrupa'da güvenlik garantilerinin sorgulanmasına yol açıyor. Ayrıca, MAGA hareketinin yaydığı dezenformasyon ve komplo teorileri, Avrupa'daki seçim süreçlerini de etkiliyor. Kremlin'in finansal desteği ise, Avrupa'daki aşırı sağ partilere ve popülist hareketlere doğrudan veya dolaylı yollarla akıtılıyor. Rusya'nın amacı, Avrupa Birliği'ni zayıflatmak, NATO'yu bölmek ve kıta genelinde istikrarsızlık yaratmak. Örneğin, Fransa'daki Ulusal Birlik partisi, 2014 yılında Rusya'dan 9 milyon euro kredi aldığını kabul etmişti. Benzer şekilde, İtalya'daki Lega Nord partisinin Rusya ile bağlantıları olduğu biliniyor. Kremlin, sosyal medya üzerinden yürüttüğü kampanyalarla da Avrupa kamuoyunu manipüle ediyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Demokrasinin Geleceği Tehlikede
Avrupa'daki bu gelişmeler, sadece kıta ile sınırlı kalmayıp küresel demokrasi dalgasını da olumsuz etkiliyor. Liberal demokrasinin gerilemesi, otoriter rejimlere ilham veriyor ve insan hakları, basın özgürlüğü, yargı bağımsızlığı gibi evrensel değerleri tehdit ediyor. Avrupa Birliği, bu tehditlere karşı ortak bir strateji geliştirmekte zorlanıyor; çünkü üye devletler arasında derin görüş ayrılıkları var. Almanya ve Fransa gibi lokomotif ülkeler, aşırı sağın yükselişine karşı direnç gösterirken, Macaristan ve Polonya gibi ülkeler kendi ulusal egemenliklerini öne sürerek AB'nin müdahalesini reddediyor. Ayrıca, Brexit sonrası İngiltere'nin AB'den ayrılması, birliğin siyasi ağırlığını azalttı. ABD'nin 2024 başkanlık seçimleri, Avrupa için kritik bir dönüm noktası olabilir; zira Trump'ın yeniden seçilmesi, transatlantik bağları daha da zayıflatabilir ve Rusya'nın Avrupa üzerindeki baskısını artırabilir. Ukrayna savaşı, bu mücadelenin merkezinde yer alıyor. Rusya'nın Ukrayna'yı işgali, Avrupa'nın güvenlik mimarisini sarsarken, enerji krizi ve ekonomik zorluklar, aşırı sağın ekmeğine yağ sürüyor. Göçmen karşıtı söylemler, ekonomik belirsizlik ve kültürel kimlik kaygıları, popülist partilere oy kazandırıyor. Behr, Avrupa'nın liberal idealleri yeniden canlandırmak için acilen harekete geçmesi gerektiğini vurguluyor; aksi takdirde karanlık bir çağa sürüklenebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Avrupa'daki liberal demokrasinin erozyonu, Türkiye'yi doğrudan etkiliyor. Aşırı sağın yükselişi, Türkiye'nin AB üyelik sürecini daha da zorlaştırabilir; zira bu partiler genellikle Türkiye karşıtı ve İslamofobik söylemleriyle biliniyor. Öte yandan, Avrupa'da istikrarsızlık, Türkiye'nin bölgesel bir güç olarak rolünü artırabilir; ancak ekonomik bağlar ve göç konusunda işbirliği olumsuz etkilenebilir. Rusya'nın Avrupa'daki nüfuzu, Türkiye'nin dengeli dış politikasını zorlaştırabilir. Türkiye, hem AB hem de Rusya ile ilişkilerini yönetmek zorunda. Avrupa'daki demokrasi gerilemesi, Türkiye'nin kendi demokratik standartları üzerindeki dış baskıyı da azaltabilir. Bu nedenle, Türkiye'nin Avrupa'daki gelişmeleri yakından takip etmesi ve stratejik pozisyonunu gözden geçirmesi gerekiyor.