Avrupalıların yarısı, daha güçlü bir Avrupa Birliği için inandırıcı bir yol hayal edemiyor. Bu durum, Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (ECFR) tarafından yapılan kapsamlı bir araştırmaya göre, siyasi inisiyatifi nostaljik aşırı sağ güçlere kaptırma riski taşıyan bir “hayal gücü boşluğu” yaratıyor. Araştırma, Avrupa'nın karşı karşıya olduğu jeopolitik ve ekonomik zorluklar karşısında, vatandaşların alternatif bir vizyon görememesi nedeniyle aşırı sağın yükselişini kolaylaştırabileceği uyarısında bulunuyor.
Hayal Gücü Boşluğunun Kökenleri
ECFR’nin raporuna göre, Avrupalıların önemli bir kısmı, AB’nin geleceğine dair net bir resim çizemiyor. Katılımcıların yarısı, “daha güçlü bir AB” için nasıl bir yol izlenebileceğini hayal edemiyor. Bu durum, son yıllarda artan ekonomik belirsizlik, göç krizi, iklim değişikliği ve Rusya-Ukrayna savaşı gibi faktörlerle daha da derinleşmiş görünüyor. Araştırmaya göre, bu boşluk, geçmişe özlem duyan ve basit çözümler sunan aşırı sağ partilerin işine yarıyor. Bu partiler, mevcut düzene alternatif bir hikaye anlatmakta zorlanan merkez partilerin aksine, güçlü bir söylem geliştirebiliyor.
Çalışma, Avrupa genelinde 12 ülkede 15.000’den fazla kişiyle yapılan anketlere dayanıyor. Sonuçlar, AB’nin meşruiyetini ve etkinliğini sorgulayan eğilimlerin arttığını gösteriyor. Özellikle genç kuşaklar arasında AB’ye dair hayal kırıklığı ve ilgisizlik dikkat çekiyor. Raporda, “Avrupa’nın geleceği için mücadele, artık sadece kurumsal reformlarla değil, aynı zamanda hayal gücü ve anlatı savaşıyla ilgili” deniliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Avrupa’daki bu hayal gücü boşluğu, sadece kıta içi bir mesele değil; küresel güç dengeleri açısından da önemli sonuçlar doğurabilir. ABD ve Çin arasındaki rekabetin kızıştığı, Rusya’nın Avrupa güvenliğini tehdit ettiği bir dönemde, AB’nin zayıf bir siyasi vizyona sahip olması, Batı ittifakının etkinliğini azaltabilir. Aşırı sağ partilerin yükselişi, AB’nin genişleme, iklim politikaları ve ortak savunma gibi kritik alanlarda karar alma kapasitesini felç edebilir. Örneğin, Fransa’da Ulusal Birlik (RN), Almanya’da AfD, İtalya’da Brothers of Italy gibi partiler, AB karşıtı söylemleriyle biliniyor. Bu partilerin güçlenmesi, AB’nin ortak bir dış politika ve güvenlik stratejisi geliştirmesini zorlaştırabilir.
Ayrıca, Avrupa’daki siyasi istikrarsızlık, küresel ekonomi için de risk oluşturuyor. AB, dünyanın en büyük ticaret bloğu ve önemli bir düzenleyici güç. Aşırı sağın etkisiyle korumacılık ve içe kapanma eğilimleri artabilir, bu da küresel ticaret ve yatırım ortamını olumsuz etkileyebilir. ECFR raporu, Avrupa’nın kendi hikayesini yeniden yazması gerektiğini vurguluyor; aksi halde, “nostaljik” bir gelecek vizyonu, kıtanın geri kalanını da etkisi altına alabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Avrupa’daki bu siyasi belirsizlik ve aşırı sağın yükselişi, Türkiye’nin AB ile ilişkilerini doğrudan etkileyebilir. Türkiye, uzun süredir AB üyelik sürecinde ilerleme kaydedemiyor; ancak AB’nin zayıflaması, Türkiye’nin Batı ile olan bağlarını daha da karmaşık hale getirebilir. Aşırı sağ partilerin güçlenmesi, Türkiye karşıtı söylemleri artırabilir ve Gümrük Birliği’nin güncellenmesi gibi konularda tıkanıklık yaratabilir. Öte yandan, Avrupa’nın kendi iç sorunlarına odaklanması, Türkiye’nin bölgesel bir aktör olarak elini güçlendirebilir. Ancak, istikrarsız bir Avrupa, Türkiye için güvenlik ve ekonomik işbirliği açısından riskler barındırıyor. Türkiye, AB ile ilişkilerinde pragmatik bir denge gözetmeli ve olası bir aşırı sağ dalgasına karşı diplomatik kanalları açık tutmalı.