Avrupa Birliği dışişleri bakanları, İsrail'in yasadışı yerleşimleriyle ticareti kısıtlama önerisini görüşmek üzere Brüksel'de bir araya geliyor. Giderek büyüyen bir ülke grubu, Avrupa Komisyonu'ndan bu konuda somut adım atmasını talep ederken, kararın ekonomik yansıması sınırlı olsa da hukuki ve siyasi sonuçları oldukça geniş kapsamlı. Zoya Şeftaloviç ve Nick Vinocur, konunun perde arkasını analiz ediyor.
Bölünmüş AB, ortak tutum arayışında
AB içinde şu ana kadar 14 ülke, İsrail yerleşimlerinden gelen ürünlerin etiketlenmesi ve ticaretinin kısıtlanması yönünde çağrı yaptı. İrlanda, Belçika, Danimarka, İspanya, Lüksemburg, Malta, Slovenya ve Hollanda gibi ülkeler öncü rol oynuyor. Ancak Almanya, Macaristan, Çekya ve Avusturya gibi ülkeler, bu adımın İsrail'e yönelik aşırı bir baskı olacağı gerekçesiyle karşı çıkıyor. Komisyon'un önerisi, teknik olarak yalnızca 1967 sınırları ötesindeki yerleşimleri hedef alıyor ve İsrail'in uluslararası hukuka aykırı olarak kurduğu bu yerleşimler, Filistin topraklarının bölünmesine yol açıyor.
Ekonomik açıdan bakıldığında, bu ticaretin toplam hacmi AB-İsrail ticaretinin yalnızca yüzde 1-2'sini oluşturuyor. Dolayısıyla yasaklanması durumunda maddi kayıp sınırlı kalacak. Ancak hukuki boyut farklı: ABD'nin aksine AB, İsrail yerleşimlerini yasadışı kabul ediyor ve bu yerleşimlerden gelen ürünlerin serbest dolaşımı, AB hukukuna aykırılık teşkil ediyor. Avrupa Adalet Divanı'nın 2019'da verdiği bir karar, yerleşim ürünlerinin menşeinin açıkça belirtilmesi gerektiğini hükme bağlamıştı.
Bölgesel denklem ve uluslararası yankılar
Bu tartışma, İsrail-Filistin çatışmasının yeni bir aşamasına işaret ediyor. 7 Ekim 2023'te başlayan Gazze savaşının ardından AB ülkeleri arasında İsrail'e yönelik eleştiriler artmış durumda. Özellikle İspanya, İrlanda ve Belçika gibi ülkeler, Filistin devletinin tanınması ve yerleşimlere yaptırım uygulanması konusunda daha sert bir tutum benimsiyor. Fransa ise daha dengeli bir pozisyon izliyor; yerleşimleri kınarken İsrail'le ilişkileri tamamen koparmaktan kaçınıyor.
AB'nin bu konuda alacağı karar, yalnızca ticari bir düzenleme olmanın ötesinde, uluslararası hukukun Filistin topraklarında ne kadar uygulanabilir olduğunun da bir testi niteliğinde. İsrail ise yaptırım girişimlerini 'antisemitizm' olarak nitelendirerek sert tepki gösteriyor. ABD yönetimi ise bu tür adımlara karşı çıkıyor ve İsrail'in güvenliğini ön planda tutuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail yerleşimlerine yönelik ticaret kısıtlamalarını uzun süredir destekliyor ve bu konuda AB ile benzer bir pozisyona sahip. Ankara, İsrail'in yasadışı yerleşimlerini 'işgal' olarak nitelendiriyor ve iki devletli çözümü savunuyor. AB'nin bu yönde atacağı adımlar, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği desteği uluslararası alanda güçlendirebilir. Ekonomik boyutta ise, Türkiye'nin İsrail'le ticari ilişkileri sürerken, yerleşim ürünlerine yönelik bir kısıtlama Ankara'nın ticaret politikasını da etkileyebilir. Türkiye, aynı zamanda Filistin yönetimiyle ilişkilerini derinleştirirken, bölgesel bir arabulucu olarak konumunu pekiştirme fırsatı bulabilir.