Arnavutluk’tan Portekiz’e uzanan Avrupa kıyılarında, yerel halk aşırı turizme ve kıyı şeritlerinin özelleştirilmesine karşı ayaklanıyor. Büyük otel zincirleri ve tatil köyü geliştiricileri, sahil kasabalarını adeta işgal ederken, bölge sakinleri bu durumdan ekonomik olarak neredeyse hiç faydalanamıyor. Ucuz uçuşlar ve kiralık yazlıkların yarattığı turizm patlaması, altyapıyı zorluyor, konut fiyatlarını şişiriyor ve yerel kültürü aşındırıyor. Uzmanlar, sorunun asıl kaynağının bireysel turistler değil, kıyıları özelleştirerek kârı maksimize eden büyük şirketler olduğunu vurguluyor.
Kıyıların özelleştirilmesi: Yerel halk neden isyan ediyor?
Alanya’nın kumlarından Lizbon’un kayalık plajlarına kadar, Avrupa’nın en gözde tatil bölgelerinde yerel halk artık kendi sahillerine erişemiyor. Büyük otel zincirleri, tatil köyleri ve lüks konut projeleri, kıyı şeritlerini adeta özel mülke dönüştürüyor. İspanya’nın Kosta del Sol bölgesinde, otellerin plajın %80’ini kapatmasıyla sadece otel misafirlerinin girebildiği özel plajlar oluştu. Benzer bir durum Yunanistan’ın Mikonos adasında da yaşanıyor; sahilin büyük kısmı lüks otellere ait şezlonglarla kaplı.
Bu duruma karşı en sert tepki ise Arnavutluk’tan geldi. Ülkenin güney kıyılarındaki Vlorë ve Sarandë şehirlerinde binlerce kişi, hükümetin imar planlarını protesto etti. Protestocular, kıyıların betonlaşmasının ve özelleştirilmesinin doğal güzellikleri yok ettiğini, aynı zamanda balıkçılar gibi geleneksel geçim kaynaklarını da tehdit ettiğini söylüyor. Portekiz’in Algarve bölgesinde de benzer eylemler düzenleniyor; yerel halk, golf sahaları ve lüks otel projeleri nedeniyle su kaynaklarının tükendiğinden şikâyetçi.
Turizm devlerinin kârı, yerel halkın kaybı
Ortada bir paradoks var: Turizm gelirleri rekor kırarken, yerel halk bu pastadan neredeyse hiç pay alamıyor. Dünya Turizm Örgütü verilerine göre, Avrupa’ya gelen uluslararası turist sayısı 2019’da 744 milyona ulaştı ve pandemi sonrası 2023’te bu rakamın %90’ına geri dönüldü. Ancak bu turistlerin harcamaları büyük oranda uluslararası otel zincirlerine, havayolu şirketlerine ve seyahat acentelerine gidiyor. Yerel esnaf ise artan kiralar ve azalan müşteri sayısıyla boğuşuyor.
Barselona’da son yıllarda düzenlenen “turizm karşıtı” gösterilerde, yerel halk “Turistler şehri terk etsin” sloganları atıyor. Ancak uzmanlar, hedefin turistler değil, şehrin turizmle bu kadar iç içe geçmesine neden olan şirketler ve politikalar olduğunu söylüyor. Airbnb gibi kısa dönem kiralama platformları da eleştiri oklarının hedefinde; bu platformlar konut fiyatlarını şişirerek gençlerin şehir merkezinde yaşamasını neredeyse imkânsız hale getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Avrupa’nın en popüler turizm destinasyonlarından biri olarak benzer sorunlarla karşı karşıya. Özellikle Antalya, Bodrum ve Marmaris gibi kıyı bölgelerinde, otel inşaatlarının hız kesmeden devam etmesi ve kıyı şeritlerinin özel işletmelere kapatılması, yerel halkın tepkisine yol açıyor. Türkiye’nin turizm politikaları, yabancı yatırımcıları çekmeye odaklanırken, sürdürülebilirlik ve yerel halkın refahı ikinci planda kalabiliyor. Bu eğilim devam ederse, Türkiye’nin de Avrupa’daki gibi toplumsal tepkilerle karşılaşması işten bile değil. Kıyıların kamusal alan olarak korunması ve turizm gelirlerinin daha adil dağıtılması için acil önlemler alınması gerekiyor.