NATO'nun önümüzdeki hafta gerçekleştireceği zirve öncesinde, Avrupa ülkeleri arasında ABD'nin güvenlik şemsiyesi olmadan kıtanın nasıl savunulacağına dair ciddi bir tartışma başladı. Özellikle ABD'nin son yıllarda Avrupa savunmasına yönelik taahhütlerini sorgulaması ve Pasifik'e odaklanma stratejisi, kıta ülkelerini kendi askeri kapasitelerini artırmaya zorluyor.
Atlantik’in İki Yakası Arasında Artan Gerilim
ABD Başkanı Donald Trump döneminde Avrupalı müttefiklere yönelik sert eleştiriler ve NATO bütçesine yeterli katkı yapılmaması yönündeki baskılar, Washington’un güvenilirliğini zedelemişti. Joe Biden yönetimi ittifakı yeniden canlandırmaya çalışsa da, Kongre’deki bazı çevreler Avrupa’nın kendi savunmasına daha fazla yatırım yapması gerektiğini savunuyor. Ukrayna savaşı ise Avrupa’nın askeri zafiyetlerini açıkça ortaya koydu: Stoklar tükeniyor, savunma sanayii yetersiz kalıyor ve ortak bir strateji eksikliği bulunuyor.
Özellikle Almanya ve Fransa, kendi liderlikleri altında bir Avrupa savunma yapılanması için adımlar atıyor. Ancak bu çabalar, AB içindeki siyasi bölünmeler ve farklı güvenlik öncelikleri nedeniyle yavaş ilerliyor. Polonya ve Baltık ülkeleri gibi Rusya’ya sınırdaş devletler ise ABD’nin Avrupa’daki varlığının azalmasından endişe duyuyor.
Senaryolar ve Olası Sonuçlar
Analistlere göre, ABD’siz bir Avrupa savunması üç temel senaryoya dayanıyor: NATO’nun Avrupa ayağının güçlendirilmesi, bağımsız bir AB ordusu kurulması veya ülkelerin kendi milli ordularını önceliklendirmesi. Her senaryonun ciddi maliyetleri ve siyasi zorlukları var. Örneğin, bağımsız bir AB ordusu için ortak bütçe ve komuta yapısı oluşturmak yıllar alabilir. Ayrıca nükleer caydırıcılık konusu en büyük soru işaretlerinden biri: Fransa dışında hiçbir Avrupa ülkesinin nükleer silahı yok ve ABD’nin nükleer şemsiyesi olmadan kıta güvenliği ciddi şekilde zayıflıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye için hem fırsat hem de risk barındırıyor. NATO’nun Avrupa ayağının güçlenmesi, Türkiye’nin ittifak içindeki konumunu güçlendirebilir. Ancak AB’nin bağımsız bir savunma yapılanmasına gitmesi, Türkiye’yi AB savunma projelerinin dışında bırakabilir. Ayrıca ABD’nin Avrupa’daki askeri varlığını azaltması, Doğu Akdeniz ve Kafkaslar’da güvenlik boşluğu yaratabilir. Türkiye, bu denklemde hem AB hem de ABD ile dengeli bir ilişki sürdürmek zorunda kalacak.