Lübnan'da aylardır süren çatışmaların ardından varılan ateşkes anlaşması, ülke genelinde göreceli bir sükunet sağlasa da, İsrail işgali ve yoğun bombardıman nedeniyle yerle bir olan köylerinden kaçmak zorunda kalan yüz binlerce sivil için huzur getirmedi. Başkent Beyrut'un güney banliyölerinde bir okulun spor salonunda kurulan geçici barınma merkezinde yaşayan 52 yaşındaki Hüseyin Merhi, ateşkesin ardından dahi evine dönme umudunu yitirdiğini belirtti. Merhi, "İsrail güçleri hâlâ köyümüzde. Sınır hattındaki onlarca köy gibi bizimki de yerle bir oldu. Geri dönmek için ne zaman güvende olacağız?" ifadelerini kullandı.
Ateşkesin gölgesinde insani kriz derinleşiyor
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) verilerine göre, 2024 yılı sonundan bu yana süren çatışmalarda 1,2 milyondan fazla Lübnanlı yerinden edildi. Bunların yaklaşık 900 bini, İsrail hava saldırılarından kaçarak Beyrut ve çevresine sığındı. Geçici barınma merkezleri kapasite sınırına ulaşmış durumda; okullar, camiler ve hatta terk edilmiş alışveriş merkezleri sığınma evine dönüştürüldü. Ateşkesin sağladığı sessizlik, insani yardımların ulaştırılması için bir fırsat yaratsa da, bu yardımlar yetersiz kalıyor. Dünya Gıda Programı (WFP) Lübnan sorumlusu Sarah al-Din, "Özellikle güney bölgelerinde gıda, temiz su ve tıbbi malzeme eksikliği had safhada. Ateşkes, krizin bittiği anlamına gelmiyor; sadece başka bir aşamasına geçtik" dedi.
İsrail ordusu, ateşkesin 10 Haziran'da yürürlüğe girmesinin ardından bazı bölgelerde kademeli çekilme yaparken, sınıra yakın stratejik noktalardaki varlığını sürdürüyor. Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Barış Gücü (UNIFIL) raporları, İsrail askerlerinin güneydeki en az 12 köyde konuşlu olduğunu doğruluyor. Bu köylerden biri olan Aytarun'da evi bombalanan 68 yaşındaki Fatima Şeyh, "Köyümüz İsrail kontrolünde olmasa bile, evimiz yok. Sadece beton yığınları kaldı. Nereye döneceğiz?" serzenişinde bulunuyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), yıkılan altyapının yeniden inşası için uluslararası toplumun acil harekete geçmesi gerektiğini vurguluyor.
Bölgesel istikrarsızlık ve göç dalgası endişesi
Lübnan'daki insani kriz, yalnızca ülke sınırlarıyla sınırlı kalmıyor. Bölgesel güçler ve uluslararası toplum, ateşkesin kalıcı olmaması halinde yeni bir göç dalgasının Türkiye, Kıbrıs ve Avrupa'ya yönelmesinden endişe ediyor. Avrupa Birliği sınır güvenliği ajansı Frontex, bu yılın ilk altı ayında Doğu Akdeniz rotası üzerinden gelen düzensiz göçmen sayısında geçen yıla oranla yüzde 40 artış kaydetti. Lübnan sağlık sistemi çökme noktasına gelmiş durumda; ülkedeki hastaneler, kronik ilaç ve ekipman eksikliğiyle boğuşuyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), kolera ve hepatit A gibi su yoluyla bulaşan hastalıkların barınma merkezlerinde yayıldığı uyarısı yapıyor.
Öte yandan, Lübnan'daki diğer siyasi aktörler de ateşkesi kendi lehlerine çevirmeye çalışıyor. Hizbullah'ın güneydeki askeri kanadı, İsrail'e karşı direnişin süreceğini ancak ateşkese saygı duyulması gerektiğini açıklarken, Lübnan hükümeti BM öncülüğünde bir yeniden inşa planı için uluslararası bağışçılarla temas halinde. Ekonomistler, güney bölgelerindeki altyapının onarımı ve evsiz kalanların iskanı için en az 10 milyar dolara ihtiyaç olduğunu hesaplıyor. Ancak mevcut siyasi kriz ve ekonomik çöküş ortamında bu kaynağın sağlanması güç görünüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Lübnan'daki istikrarsızlık ve insani kriz, Türkiye'nin Doğu Akdeniz politikası ve sınır güvenliği açısından kritik önem taşımaktadır. Türkiye, uzun yıllardır ev sahipliği yaptığı Suriyeli sığınmacıların yanı sıra, Lübnan'daki çatışmalardan kaçan yeni bir göç dalgasıyla karşı karşıya kalabilir. Ayrıca, Türkiye'nin bölgedeki nüfuz mücadelesinde Lübnan'ın istikrarı, Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarının paylaşımı ve deniz yetki alanları tartışmalarında belirleyici bir faktör olabilir. Türkiye, hem insani yardım ulaştırma hem de diplomatik girişimlerle krizin derinleşmesini engellemeye çalışırken, bölgedeki güç dengelerini de gözetmek zorundadır.