Britanya'nın bir sonraki başbakanı, ülkenin dört bir yanındaki şehirlerin ve bölgelerin kendi kaderini tayin etme taleplerine yanıt verirken, aynı zamanda derinlere işlemiş bir "tolere edilebilir düşüş" kültürüyle de mücadele etmek zorunda kalacak. Eski İç Güvenlik Müsteşarı Mark Sedwill'in analizine göre, bu kültür, Britanya'nın küresel rekabet gücünü aşındıran ve siyasi kurumlara olan güveni zedeleyen en büyük engellerden biri. Sedwill, Büyük Manchester Belediye Başkanı Andy Burnham'ın bölgesel yetki devri konusundaki çabalarını "Manc-a-Lago" olarak nitelendiren eleştirilerin, aslında daha derin bir sorunun yüzeydeki belirtisi olduğunu vurguluyor. Burnham, Donald Trump'ın Mar-a-Lago tatil köyüne atıfla, merkezi hükümetin bölgelere sadece sembolik yetkiler verip asıl gücü elinde tuttuğu bir sistemi eleştiriyor. Sedwill ise bu eleştiriyi daha ileri götürerek, asıl meselenin sadece yetki devri değil, aynı zamanda Britanya'nın uzun vadeli ekonomik ve sosyal durgunluğunu kabul edilebilir kılan zihniyet kalıplarını kırmak olduğunu belirtiyor.
Yetki Devri mi, Yoksa Sembolik Politika mı?
Andy Burnham, 2017'den bu yana Büyük Manchester Belediye Başkanı olarak görev yapıyor ve bölgesel yetki devrinin en sesli savunucularından biri. Ona göre, merkezi hükümet, bölgelere sadece küçük yetkiler devrediyor, asıl karar alma mekanizmalarını ve bütçeyi Londra'da tutuyor. Bu durumu "Manc-a-Lago" olarak adlandıran Burnham, bunun gerçek bir yerelleşme değil, bir güç gösterisi olduğunu söylüyor. Sedwill ise bu eleştirinin haklı olduğunu ancak yetersiz kaldığını savunuyor. Ona göre, Britanya'nın sorunu sadece merkeziyetçilik değil; aynı zamanda toplumun genelinde kabul gören bir "idare eder" anlayışı. Sedwill, "Tolere edilebilir düşüş" olarak tanımladığı bu kültürün, altyapıdan eğitime, sağlıktan teknolojiye kadar her alanda kendini gösterdiğini belirtiyor. Örneğin, Londra dışındaki bölgelerde ulaşım yatırımlarının sürekli ertelenmesi, okulların fiziki koşullarının kötüleşmesi ya da dijital altyapıdaki eşitsizlikler, bu kültürün somut göstergeleri. Sedwill'e göre, bu durum sadece ekonomik büyümeyi engellemekle kalmıyor, aynı zamanda siyasi sisteme olan güveni de zedeliyor.
Sedwill, Britanya'nın bu kültürü aşabilmesi için radikal bir zihniyet değişimine ihtiyaç duyduğunu söylüyor. Ona göre, bir sonraki başbakan, sadece yetki devriyle yetinmemeli, aynı zamanda bölgelerin kendi potansiyellerini gerçekleştirmeleri için gerekli olan uzun vadeli yatırımları ve reformları hayata geçirmeli. Bu, sadece Manchester gibi büyük şehirler için değil, aynı zamanda küçük kasabalar ve kırsal alanlar için de geçerli. Sedwill, bölgesel eşitsizliklerin giderilmesi için merkezi hükümetin daha cesur adımlar atması gerektiğini vurguluyor.
Britanya'nın Küresel Rekabet Gücü Tehlikede
Sedwill'in analizine göre, Britanya'nın "tolere edilebilir düşüş" kültürü, ülkenin küresel rekabet gücünü de tehdit ediyor. Brexit sonrası dönemde, Britanya'nın uluslararası ticaretteki konumunu güçlendirmesi gerekirken, iç sorunlarla boğuşması, rakiplerine göre zayıf kalmasına neden oluyor. Özellikle ABD ve Çin gibi ülkeler, bölgesel kalkınma modelleriyle dikkat çekerken, Britanya'nın merkeziyetçi yapısı inovasyon ve yatırım çekme konusunda engel teşkil ediyor. Sedwill, Almanya'nın eyalet sistemi ya da ABD'nin eyaletlerinin güçlü özerkliklerinin, bu ülkelerin krizlere daha hızlı yanıt vermesini sağladığını belirtiyor. Britanya'nın ise pandemi döneminde bölgesel koordinasyon eksikliği nedeniyle zorluklar yaşadığını hatırlatıyor. Bu bağlamda, yerelleşmenin sadece bir siyasi talep değil, aynı zamanda ekonomik bir zorunluluk olduğunu vurguluyor.
Sedwill, Britanya'nın bu sorunu aşması için, hükümetin sadece yetki devriyle kalmayıp, aynı zamanda bölgelerin mali özerkliğini artırması gerektiğini savunuyor. Örneğin, Büyük Manchester'ın toplu taşıma ya da eğitim gibi alanlarda daha fazla söz sahibi olması, bölgesel kalkınmayı hızlandırabilir. Ancak bu, sadece sembolik bir değişim değil, gerçek bir güç devri anlamına gelmeli. Sedwill'e göre, Burnham'ın "Manc-a-Lago" eleştirisi, tam da bu noktada anlam kazanıyor. Eğer yerelleşme, sadece isim değişikliğinden ibaretse, gerçek bir fayda sağlamayacaktır.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Britanya'daki yerelleşme tartışmaları, Türkiye'nin de benzer sorunlarla boğuştuğu bir dönemde önemli dersler barındırıyor. Türkiye'de de büyükşehirlerin ve bölgelerin merkezi hükümetten daha fazla yetki talepleri sıkça gündeme geliyor. Sedwill'in "tolere edilebilir düşüş" kavramı, Türkiye'nin kırsal ve kentsel alanlar arasındaki gelişmişlik farkını anlamak için de kullanılabilir. Özellikle Doğu ve Güneydoğu bölgelerindeki altyapı eksiklikleri ve yatırım yetersizliği, benzer bir kültürel kabulün işareti olabilir. Türkiye, bu sorunu aşmak için bölgesel kalkınma ajansları ve teşvik sistemleri gibi araçlar geliştirmiş olsa da, gerçek anlamda bir yetki devri ve mali özerklik sağlanamadığı sürece, bölgesel eşitsizlikler devam edecektir. Britanya deneyimi, sembolik adımlar yerine köklü reformların gerekliliğini gösteriyor. Türkiye'nin de bu konuda daha cesur adımlar atması, hem ekonomik büyüme hem de siyasi istikrar açısından kritik önem taşıyor.