Gazze'de süregelen savaş, Amerikan Yahudi toplumu içinde tarihi bir sarsıntıya yol açıyor. Sıradan bir muhalefet mırıltısının ötesinde, bu çatışma topluluğun kimliğine, sadakat bağlarına ve Yahudi güvenliğinin kitlesel yıkımı meşrulaştırmak için araçsallaştırılmasına dair deprem niteliğinde bir yeniden değerlendirmeyi tetiklemiş durumda. İsrail'in Gazze'deki askeri operasyonları, Amerikan Yahudileri arasında sadece görüş ayrılıkları yaratmakla kalmadı; kritik ve giderek büyüyen bir kesim, İsrail politikalarına karşı seslerini yükseltiyor, 'bizim adımıza değil' diyerek tepkilerini dile getiriyor.
Gelişmenin Arka Planı: 'Bizim Adımıza Değil' Hareketi
Hamas'ın 7 Ekim 2023 saldırılarının ardından İsrail'in Gazze'ye yönelik başlattığı savaş, uluslararası kamuoyunda olduğu gibi Amerikan Yahudi toplumu içinde de derin yaralar açtı. Geleneksel olarak İsrail'e güçlü destek veren Amerikan Yahudi kuruluşları, savaşın ilk günlerinde neredeyse oybirliğiyle İsrail'in yanında yer alırken, çatışmaların şiddeti arttıkça ve sivil kayıplar katlanarak büyüdükçe toplum içindeki fay hatları belirginleşti. 'Not in Our Names' (Bizim Adımıza Değil) hareketi, bu kırılmanın en somut ifadelerinden biri haline geldi. Bu hareket, İsrail'in Gazze'deki askeri operasyonlarının meşruiyetini sorguluyor, sivil katliamlara ve uluslararası hukuk ihlallerine dikkat çekiyor. Özellikle genç Yahudiler ve ilerici kesimler arasında yaygınlaşan bu tutum, savaşın meşru müdafaa söylemiyle yürütülmesine karşı çıkıyor. Yahudi güvenliğinin, kitlesel yıkım ve sivil can kaybı pahasına sağlanamayacağını vurgulayan bu grup, İsrail'in politikalarının aslında uzun vadede Yahudi güvenliğine zarar verdiğini savunuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Küresel Yahudi Kimliğinin Yeniden Tanımı
Bu iç sorgulama sadece Amerika Birleşik Devletleri ile sınırlı kalmıyor. Avrupa, Kanada ve diğer bölgelerdeki Yahudi topluluklarında da benzer tartışmalar yaşanıyor. İsrail hükümetinin sağcı ve aşırı milliyetçi koalisyonu, diaspora Yahudileri arasında giderek daha fazla eleştiri alıyor. Özellikle Batı Şeria'daki yerleşim politikaları ve Adalet Bakanı Yariv Levin'in önerdiği yargı reformu, İsrail'in demokratik niteliğine dair kaygıları artırmıştı. Gazze savaşı ise bu kaygıları doruk noktasına taşıdı. Amerikan Yahudi toplumundaki bu bölünme, İsrail-Amerika ilişkilerini de etkileme potansiyeline sahip. Geleneksel olarak iki partili destekle hareket eden İsrail lobisi, Amerikan Yahudi toplumunun tabanındaki bu kaymalar nedeniyle zor bir dönemden geçiyor. Demokrat Parti içindeki ilerici kanadın İsrail'e yönelik eleştirileri, genç Yahudi seçmenlerin tutumlarıyla birleşince, Washington'un İsrail politikalarında değişim sinyalleri görülmeye başlandı. Biden yönetimi, Netanyahu hükümetine yönelik artan eleştirilere rağmen askeri yardımları sürdürürken, Kongre'de İsrail'in askeri operasyonlarını sorgulayan sesler yükseliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türk dış politikası için önemli fırsatlar ve zorluklar barındırıyor. Türkiye, Filistin davasına verdiği geleneksel destek ve İsrail ile son dönemde normalleşme çabaları arasında hassas bir denge kurmaya çalışıyor. Amerikan Yahudi toplumu içindeki bu muhalif sesler, İsrail'in uluslararası alandaki meşruiyetini zayıflatabilir ve Türkiye'nin Filistin konusundaki pozisyonuna dolaylı olarak destek sağlayabilir. Ancak bu durum, Türkiye-ABD ilişkilerinde ek bir gerilim unsuru olarak da ortaya çıkabilir; zira Washington'daki güçlü İsrail yanlısı lobi, Türkiye'nin bölgedeki rolünü yakından izlemektedir. Öte yandan, Türkiye'nin İsrail ile enerji ve ticaret alanındaki işbirliği hedefleri, bu tür iç tartışmalardan etkilenebilir. Türkiye, bölgesel barış için yapıcı bir rol oynarken, bu tür küresel dinamikleri dikkatle analiz etmeli ve kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmelidir.