Bloomberg ekonomisti Allison Schrager ve sunucu David Gura, "Bloomberg Money" programında Amerikan ekonomisinin çarpıcı bir paradoksunu ele aldı: Amerikalılar tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar zengin, ancak ekonomiye dair duydukları karamsarlık da hiç bu kadar derin olmamıştı. Schrager, "Zamanımızın en büyük paradokslarından biri: Amerikalılar hiç olmadığı kadar zengin, ama ekonomi hakkında hiç olmadığı kadar olumsuzlar. Üst-orta sınıfın büyüklüğü rekor düzeyde ve alt gelir grupları da dahil herkesin refahı arttı. Ancak bu iyileşmeye rağmen tüketici güven endeksleri dibi görüyor." ifadelerini kullandı. Peki bu çelişkinin arkasında ne var?
Zenginlik Artışına Rağmen Karamsarlık Sürüyor
ABD ekonomisi son yıllarda güçlü bir büyüme sergiledi; işsizlik oranları düşük seyrederken, hisse senetleri ve konut fiyatları rekor seviyelere ulaştı. Pandemi döneminde uygulanan genişletici mali politikalar ve devasa teşvik paketleri, hanehalkı bilançolarını güçlendirdi. Brookings Enstitüsü verilerine göre, Amerikan hanehalklarının net serveti 2021'de 120 trilyon doları aşarak tarihi bir zirveye ulaştı. Üst-orta gelir grubunun nüfusu genişledi; artan yaşam standartları, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimi iyileştirdi.
Ancak bu refah artışı, halkın ekonomik algısına aynen yansımıyor. Gallup anketlerine göre, Amerikalıların yalnızca %35'i ekonomik koşulların iyi olduğunu düşünüyor. Bu oran, 2008 mali krizinin en derin anlarında bile daha yüksekti. Tüketici güveni, enflasyonun etkisiyle uzun süredir düşük seyrediyor. 2022'de %9'u aşan yıllık enflasyon, gıda ve enerji fiyatlarındaki artış, özellikle dar gelirli aileleri zorluyor. Enflasyon düşmesine rağmen fiyatların yüksek kalması, halkın alım gücündeki erozyonu sürdürüyor.
Schrager, bu durumu "ekonomik algıdaki asimetri" olarak nitelendiriyor: İnsanlar zenginleşmenin getirdiği faydaları bir hak olarak görürken, kayıpları (enflasyon, yüksek faizler) çok daha sert algılıyor. "İnsanlar gelirlerinin artmasını normal kabul ediyor, ama ev kredisi faizlerinin arttığını gördüklerinde bu bir başarısızlık gibi algılanıyor. Üstelik sosyal medya, başkalarının başarılarını sürekli göz önüne sererek huzursuzluğu körüklüyor." görüşünü savunuyor.
Enflasyon ve Gelir Dağılımı: Algının Arkasındaki Gerçekler
Enflasyonun gelir dağılımı üzerindeki etkisi, karamsarlığın önemli bir kaynağı. Özellikle konut ve gıda fiyatlarındaki artış, alt ve orta gelir gruplarını orantısız şekilde vuruyor. ABD'de ev fiyatları son iki yılda %30'dan fazla artarken, kiralar da benzer şekilde yükseldi. Bu durum, özellikle gençler ve büyük şehirlerde yaşayanlar için borçlanma ve barınma maliyetlerini artırdı. Üstelik faiz oranlarındaki artış, kredi erişimini zorlaştırdı. Schrager, "Refah ilerlemesi ortalamalara yansıyor, ancak bireysel deneyimler büyük farklılık gösteriyor. Alt gelir grupları hâlâ yüksek enflasyon ve yüksek kira ödemek zorunda." diyor.
Bir diğer faktör ise siyasi kutuplaşma. Ekonomik algılar, parti aidiyetine göre şekilleniyor. Demokratlar, Biden yönetimindeki ekonomik toparlanmayı olumlu değerlendirirken, Cumhuriyetçiler enflasyonu ve borçlanmayı vurgulayarak hükümeti eleştiriyor. Ancak Schrager'e göre bu kutuplaşma, tansiyonu artıran ve ortak bir ekonomik gerçeklik algısını zayıflatan bir unsur. "İnsanlar ekonomiyi, kendi cüzdanlarına göre değil, siyasi bağlılıklarına göre değerlendirmeye başladı. Bu da ekonomik memnuniyeti düşürüyor."
Küresel olarak bakıldığında, ABD ekonomisi diğer gelişmiş ülkelere kıyasla daha dirençli. Ancak bu dayanıklılık, algıdaki olumsuzlukları tamamen ortadan kaldırmıyor. Oxford Economics ve IMF gibi kuruluşlar, küresel büyümenin yavaşladığı bir ortamda ABD'nin nispeten iyi durumda olduğunu belirtiyor. Ancak belirsizlik yüksek; devasa bütçe açıkları, kamu borçlarının sürdürülebilirliği endişeleri ve merkez bankalarının para politikasındaki sıkılaşma, ekonomik görünümü gölgeliyor.
Bu paradoks, sadece Amerikan toplumu için değil, dünya ekonomisi için de kritik bir ders sunuyor. Refahın artması, otomatik olarak toplumsal memnuniyete yol açmıyor. Eşitsizlik, enflasyon ve güvensizlik gibi faktörler, ekonomik büyümenin olumlu etkilerini gölgeleyebiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu haber, Türkiye ekonomisi için önemli çıkarımlar içeriyor. Türkiye de benzer şekilde güçlü büyüme dönemlerinde bile toplumsal memnuniyetin düşük kaldığı, enflasyon ve gelir dağılımı bozukluğunun halkın refah algısını olumsuz etkilediği bir tabloya sahip. Amerikan deneyimi, ekonomik büyümenin tek başına yetmediğini; fiyat istikrarının, gelir eşitsizliğinin ve güven ortamının da en az büyüme kadar önemli olduğunu gösteriyor. Türkiye'nin makroekonomik politikalarını oluştururken, büyüme odaklı yaklaşımların yanı sıra enflasyonla mücadele ve sosyal adaleti güçlendiren önlemleri de önceliklendirmesi gerektiği bu analizden çıkarılabilecek temel derslerden biri.