ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Çarşamba günü Latin Amerika ülkelerini 19. yüzyıldan kalma Monroe Doktrini'nin güncellenmiş bir versiyonu etrafında birleştirmeye çalıştı. Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun öncülüğünde başlatılan girişim, "Amerika Birinci" politikasının Batı Yarımküre'deki yansıması olarak görülüyor. Rubio, Washington'da düzenlenen bir toplantıda, “Bu yeni yaklaşım, kıtamızın kaderini kendi ellerimize alma zamanıdır. Artık dış güçlerin bölgemize müdahalesine izin vermeyeceğiz” dedi. Monroe Doktrini, ilk olarak 1823'te Başkan James Monroe tarafından ortaya atılmıştı. Doktrin, Amerika kıtasının Avrupalı güçler tarafından sömürgeleştirilmesine karşı çıkıyor ve ABD'nin bölgedeki üstünlüğünü ilan ediyordu. Ancak yeni versiyon, eleştirmenler tarafından "Donroe Doktrini" olarak adlandırılıyor. Bu isimlendirme, Trump'ın adıyla doktrini birleştirerek, politikaların kişiselleştirildiğine dikkat çekiyor.
Gelişmenin arka planı
Trump yönetiminin Latin Amerika'ya yönelik bu hamlesi, son yıllarda bölgede artan Çin ve Rusya etkisine karşı bir tepki olarak değerlendiriliyor. Brezilya, Arjantin ve Meksika gibi büyük ekonomiler, Pekin'le ticari ilişkilerini derinleştirirken, Venezuela ve Nikaragua gibi ülkeler Moskova'ya yakınlaşıyor. ABD, bu durumu kendi çıkarlarına tehdit olarak görüyor. Rubio, konuşmasında “Batı Yarımküre, ABD'nin arka bahçesi değil, ama ortak evimizdir. Bu evde kimin söz sahibi olacağına birlikte karar vermeliyiz” ifadelerini kullandı. Yeni doktrinin temel hedefleri arasında, göç kontrolü, uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele ve ticaret anlaşmalarının yenilenmesi yer alıyor. Ancak bazı Latin Amerikalı liderler, ABD'nin bu girişimini endişeyle karşılıyor. Meksika Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Monroe Doktrini'nin geçmişte bölgeye getirdiği sorunları unutmadık. Egemenliklerimize saygı duyulmasını bekliyoruz” dedi.
Bölgesel veya küresel boyut
Yeni Monroe Doktrini, sadece Latin Amerika'yı değil, aynı zamanda küresel güç dengelerini de etkileme potansiyeli taşıyor. ABD'nin bu hamlesi, Çin ve Rusya'nın bölgedeki nüfuzunu sınırlamayı hedefliyor. Pekin, son on yılda Latin Amerika'ya yaptığı yatırımları önemli ölçüde artırdı. Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında bölgeye milyarlarca dolar aktaran Çin, özellikle altyapı ve enerji sektörlerinde etkili. Moskova ise Venezuela ve Küba'ya askeri ve ekonomik destek sağlıyor. Uzmanlara göre, Trump'ın yeni doktrini kısa vadede bölge ülkelerini iki kampa bölebilir. Bazı ülkeler ABD'yle yakınlaşmayı tercih ederken, diğerleri Çin ve Rusya'yla ilişkilerini derinleştirebilir. Washington merkezli düşünce kuruluşu Inter-American Dialogue'den Michael Shifter, “Bu girişim, Soğuk Savaş dönemindeki bloklaşmayı hatırlatıyor. Ancak bugünün dünyası çok kutuplu. ABD'nin eski yöntemlerle hegemonyasını yeniden tesis etmesi zor” değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Monroe Doktrini'nin yeniden canlandırılması, Türkiye'nin Latin Amerika'yla artan ilişkilerini doğrudan etkileyebilir. Ankara, son yıllarda bölgeyle ticari ve diplomatik bağlarını güçlendirdi. Brezilya, Arjantin ve Meksika'yla stratejik ortaklıklar kuran Türkiye, bu ülkelere savunma sanayii ürünleri ve insansız hava araçları ihraç ediyor. ABD'nin bölgedeki nüfuzunu artırması, Türkiye'nin bu pazarlardaki rekabet gücünü zorlaştırabilir. Ayrıca, ABD-Çin rekabetinin derinleşmesi, Türkiye'nin dengeli dış politika stratejisini de sınayabilir. Ankara'nın Latin Amerika'da hem ABD'yle hem de Çin'le iş birliği yapma kabiliyeti, bu gelişmelerle birlikte daralabilir.