ABD ile İran arasındaki fiili savaş, altı aydır şiddetini koruyor; ancak çatışmanın galibi hala belirsiz. NPR muhabirleri Greg Myre, Daniel Estrin ve Hadeel Al-Shalchi, Washington ve Tahran arasındaki bu geniş çaplı mücadelenin diplomatik, ekonomik ve askeri boyutlarını masaya yatırdı. Tarafların birbirine karşı üstünlük sağlayamadığı, ancak yıkımın ve maliyetlerin arttığı bir tablo ortaya çıkıyor. Savaşın başlangıcından bu yana, hem ABD hem de İran, doğrudan bir askeri çatışmaya dönüşmeyen ancak bölgedeki dengeleri sarsan bir dizi hamleye imza attı. Nebulöz bir savaş hali, uluslararası toplumu endişelendirirken, tarafların iç dinamikleri de bu belirsizlikten besleniyor. Savaşın altıncı ayında, kimsenin kazanamadığı ama herkesin kaybettiği bir çıkmazın ortasındayız.
Diplomatik cephe: Müzakereler askıda, tansiyon yüksek
Diplomatik açıdan bakıldığında, ABD ve İran arasındaki diyalog kanalları neredeyse tamamen tıkanmış durumda. Taraflar, birbirlerini savaşı uzatmakla suçlarken, uluslararası arabuluculuk girişimleri sonuçsuz kaldı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde yapılan acil toplantılar, ateşkes çağrıları ve insani koridor önerileri tarafların veto veya yaptırım tehditleriyle karşılaştı. Özellikle Rusya ve Çin, ABD'ye karşı İran'a açık destek verirken, Avrupa Birliği'nin denge arayışı ise çatışmanın derinleşmesini engelleyemedi. Diplomatik kaynaklar, tarafların masaya oturmaktan çok uzak olduğunu, ancak tüm tarafların maliyetlerden yorulduğunu ve gizli geri kanal görüşmelerinin olabileceğini belirtiyor.
Ekonomik açıdan ise durum daha da vahim. Trump döneminden kalma maksimum baskı politikasının devamı olarak uygulanan yaptırımlar, İran ekonomisini kırmaya devam ediyor. İran'ın petrol ihracatı, savaşın başlamasıyla birlikte ciddi şekilde düştü; ancak Çin'in İran'dan yaptığı gizli ve açık alımlar, Tahran'ın ekonomik kan kaybını bir nebze olsun telafi ediyor. Petrol fiyatlarındaki dalgalanma, küresel ekonomiyi tehdit ederken, ABD'de enflasyon oranları yeniden yükselişe geçti. Basra Körfezi'ndeki gerginlik, tanker güvenliğini tehdit eden saldırıların artmasına neden oluyor ve bu da navlun sigorta primlerini fırlattı. Savaş ekonomisi, tüm bölge ülkelerini derinden etkiliyor; özellikle Körfez'deki ABD müttefikleri, alternatif enerji tedarik yolları arıyor.
Askeri dinamikler: Yıpratma savaşı ve bölgesel kazanımlar
Askeri alanda, taraflar birbirlerine kayıplar verdirecek kapasiteye sahip görünüyor. ABD'nin İran'ın vekil güçleri olan Hizbullah ve Husilere yönelik saldırıları, İran'ın nüfuz alanını daraltmaya yönelik stratejik bir hamle. Ancak İran, insansız hava araçları ve balistik füzelerle Suudi Arabistan'daki ve Körfez'deki petrol tesislerine saldırarak, savaşı ABD'nin müttefiklerine taşıyabileceğini gösteriyor. İsrail'in Suriye'deki İran mevzilerine düzenlediği hava saldırıları, bölgesel bir yangının başka bir cephesini oluşturuyor. Bu çok katmanlı çatışma, asimetrik savaşın en güncel örneklerini içeriyor.
ABD savunma yetkilileri, İran'ın nükleer altyapısına yönelik saldırıların başarısız olduğunu ve uranyum zenginleştirme faaliyetinin arttığını belirtiyor. Buna karşılık İran istihbaratı, siber saldırılar ve sabotaj eylemleriyle ABD'nin bölgedeki üslerine ve çıkarlarına zarar verebileceğini gösteriyor. Ne var ki, tam ölçekli bir işgal ne askeri ne de siyasi olarak kabul edilebilir görünüyor; bu yüzden her iki taraf da vekalet savaşı, ekonomik yaptırım ve psikolojik savaş üzerinden güç gösterisine odaklanmış durumda. Savaşın yükü, bölge halklarının omuzlarında giderek artarken, altı ayın sonunda tarafların hedeflerine ulaşmaktan çok uzak olduğu, geleceğin belirsizliğini koruduğu söylenebilir. Bu çıkmaz, küresel güvenlik mimarisini de kırılganlaştırıyor; güç dengeleri, ekonomik istikrar ve askeri caydırıcılık yeniden şekilleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu çatışma Türkiye'yi birçok açıdan bağlamaktadır. Öncelikle, süregelen istikrarsızlık Türkiye'nin güvenlik çevresini doğrudan etkilemektedir; İran sınırında yaşanan hareketlilik, göç akışları ve terör örgütlerinin güçlenmesi riskini artırabilir. Ekonomik olarak, artan petrol fiyatları Türkiye gibi enerji ithalatçısı olan bir ülkeyi olumsuz etkiler. Jeopolitik açıdan ise, Türkiye, hem NATO müttefiki hem de İran'la ekonomik ilişkileri olan bir ülke olarak hassas bir denge sürdürmek zorundadır; bu savaş, Türkiye'nin bölgesel aktör rollerini daha da karmaşık hale getirmektedir.