Almanya, İkinci Dünya Savaşı'ndaki rolünü anma konusunda köklü bir geleneğe sahipken, aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin yaklaşan seçimlerde tarihi bir çıkış yapmaya hazırlanması, ülkenin Nazi geçmişiyle yüzleşme politikalarını yeniden tartışmaya açtı. AfD, Almanların geçmişe daha olumlu bakması gerektiğini savunarak, savaş sonrası kurulan 'geçmişle hesaplaşma' konsensüsünü hedef alıyor. Pazar günü yapılacak federal seçimler öncesinde yapılan anketler, AfD'nin oyların yaklaşık yüzde 20'sini alarak ikinci en güçlü parti olabileceğini gösteriyor; bu, Almanya'da aşırı sağın İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en yüksek oy oranı ve Berlin Duvarı'nın yıkılmasından sonra ilk kez böyle bir başarı anlamına geliyor.
Gelişmenin arka planı: Anma kültürü tartışmada
Almanya'nın Nazi dönemi ve Holokost'taki sorumluluğunu kabul etmesi, savaş sonrası Batı Almanya'sının kuruluşundan bu yana ülkenin siyasi kimliğinin merkezinde yer aldı. Holocaust anıtları, okul müfredatları ve resmi törenlerle kurumsallaşan bu 'anma kültürü' (Erinnerungskultur), Almanya'nın uluslararası alanda yeniden itibar kazanmasının temel taşı oldu. Ancak AfD, bu politikaların Almanya'yı sürekli bir suçluluk duygusu içinde tuttuğunu öne sürüyor. Parti liderleri, tarihin 'olduğu gibi' ele alınması ve Almanların ulusal gurur duygusunu yeniden kazanması gerektiğini savunuyor.
AfD'nin bu söylemi, özellikle Doğu Almanya kökenli seçmenler arasında karşılık buluyor. Soğuk Savaş döneminde komünist rejim altında yaşayan Doğu Almanlar, Batı'daki anma kültürünün kendilerini dışladığını düşünüyor. Partinin popülist göçmen karşıtı söylemleri de bu bölgelerde güçlü bir destek topluyor. Ancak eleştirmenler, AfD'nin tarihsel revizyonizminin Almanya'nın demokratik değerlerine ve Avrupa'daki güvenilirliğine tehdit oluşturduğunu vurguluyor.
Seçim kampanyası sırasında AfD liderleri, '2. Dünya Savaşı'nın sonunda Almanya'nın kurtuluşu' ifadesini kullanmaktan kaçınarak, savaşın bitişini bir 'yenilgi' olarak nitelendirdi. Bu yaklaşım, Almanya'nın resmi tarih yazımıyla taban tabana zıt. Ayrıca parti, Holokost anma törenlerinin 'abartıldığını' ima eden açıklamalarla da gündeme geldi. AfD'nin genç kuşak arasında popülerlik kazanması, özellikle sosyal medyada yayılan tarihsel içeriklerle bağlantılı görülüyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Avrupa'da yükselen aşırı sağ dalgası
AfD'nin yükselişi yalnızca Almanya ile sınırlı değil; Avrupa genelinde aşırı sağ partilerin oy oranlarını artırdığı bir döneme denk geliyor. Fransa'daki Ulusal Birlik, İtalya'daki İtalya'nın Kardeşleri ve Hollanda'daki Özgürlük Partisi gibi hareketler, göçmen karşıtlığı ve ulusal egemenlik söylemleriyle iktidara yürüyor. AfD'nin Almanya'da elde edeceği olası bir başarı, bu partilere moral verecek ve AB içinde milliyetçi sesleri güçlendirecek.
Almanya'nın AB'nin lokomotifi olması nedeniyle, AfD'nin siyasi etkisi yalnızca iç politikada kalmıyor. Partinin AB karşıtı söylemleri, özellikle avro bölgesi ve ortak dış politika konularında Almanya'nın tutumunu zayıflatabilir. Ayrıca, Almanya'nın Rusya'ya yönelik yaptırımları ve Ukrayna'ya askeri yardım politikası, AfD'nin Kremlin yanlısı duruşu nedeniyle tehlikeye girebilir. Bu durum, NATO'nun doğu kanadındaki güvenlik mimarisini de etkileyebilir.
AfD'nin seçimlerde elde edeceği başarı, Almanya'daki Hristiyan Demokrat Birlik (CDU/CSU) ve Sosyal Demokrat Parti (SPD) gibi ana akım partilerin koalisyon kurma becerisini test edecek. Hiçbir partinin tek başına hükümet kuramayacağı öngörülürken, AfD'nin 'ateş duvarı' olarak adlandırılan koalisyon dışı bırakma politikası, geleneksel partileri zorlu bir koalisyon arayışına itebilir. Bu durum, Almanya'da siyasi istikrarsızlığa yol açabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
AfD'nin yükselişi, Türkiye-AB ilişkileri açısından olumsuz sinyaller taşıyor. Parti, Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkıyor ve Almanya'daki Türk kökenli nüfusa yönelik ayrımcı söylemlerde bulunuyor. AfD'nin güçlenmesi, Almanya'nın Türkiye'ye yönelik insan hakları ve demokrasi eleştirilerini artırabilir, ayrıca güvenlik ve ticaret konularında Ankara ile diyaloğu zorlaştırabilir. Öte yandan, Almanya'daki Türk diasporasının siyasi katılımı ve Türkiye'nin Avrupa'daki lobi faaliyetleri de bu gelişmeden etkilenecektir. Almanya'nın iç siyasetindeki bu kutuplaşma, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde yeni gerilimlere yol açabileceği gibi, iki ülke arasındaki ekonomik bağları da dolaylı olarak etkileyebilir.