Almanya hükümet sözcüsü, İran ile İsrail arasında tırmanmakta olan gerilim karşısında iki tarafı sükunete ve diplomatik görüşmeleri yeniden başlatmaya çağırdı. Sözcü, Berlin’in ABD Başkanı Donald Trump’ın Tahran’la kapsamlı bir anlaşmaya varma çabalarını desteklediğini yineledi. Açıklamalar, 15 Haziran 2025 tarihinde yapılan olağan basın brifinginde geldi. Sözcü, Almanya’nın bölgede istikrarın sağlanması için hem İran hem de İsrail nezdinde girişimlerde bulunduğunu belirtti. Özellikle İsrail’in İran’ın nükleer tesislerine yönelik olası saldırı hazırlıkları ve İran yanlısı grupların Kızıldeniz’deki ticari gemilere yönelik saldırıları endişe kaynağı olarak ifade edildi.
Almanya ve ABD’nin arabuluculuk çabaları
Alman hükümet sözcüsü, ABD Başkanı Trump’ın İran’la sıfırdan bir anlaşma müzakere etme yönündeki diplomatik girişimlerine tam destek verdiklerini vurguladı. “ABD yönetiminin İran’la diplomatik bir çözüm bulma çabalarını destekliyoruz. Tüm tarafları bu çabaları boşa çıkarabilecek provokasyonlardan kaçınmaya çağırıyoruz,” dedi. Sözcü, Almanya’nın hem İran hem de İsrail hükümetleriyle doğrudan temas halinde olduğunu ve gerilimi azaltmak için yoğun diplomasi yürüttüğünü aktardı. Başbakanlık Ofisi’nden üst düzey bir kaynağa göre, Berlin özellikle İsrail Başbakanı Netanyahu ve İran Dışişleri Bakanı Arakçi’ye ayrı ayrı mektuplar göndererek sükunet çağrısında bulundu. Mektuplarda, Körfez ülkeleri başta olmak üzere bölgesel aktörlerin de çatışmadan endişe duyduğu belirtildi.
Alman hükümeti, İran’ın uranyum zenginleştirme programı konusunda uluslararası toplumla işbirliğine dönmesi için yeni bir diplomatik paket üzerinde çalışıyor. Paketin, İran’a yönelik yaptırımların kademeli olarak kaldırılması karşılığında nükleer faaliyetlerin sınırlandırılmasını öngördüğü bildirildi. Ancak İran’ın, Batı ile doğrudan müzakere masasına oturmak yerine Rusya ve Çin aracılığıyla dolaylı temasları tercih etmesi süreci yavaşlatıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
İran-İsrail gerilimi sadece ikili ilişkileri değil, tüm Orta Doğu’yu etkileyen bir kriz hâline gelmiş durumda. İran’ın nükleer programı, Yemen’deki Husiler ve Lübnan’da Hizbullah üzerinden yürüttüğü vekâlet savaşları, İsrail’in ise İran’ın Suriye’deki askeri varlığına yönelik hava saldırıları, tansiyonu sürekli yüksek tutuyor. İki ülke arasında son olarak Nisan 2024’te doğrudan füze ve drone saldırıları yaşanmış, İsrail’in İran’ın İsfahan kentindeki bir hava üssüne misilleme yapmasıyla çatışma eşiğine gelinmişti. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), İran’ın yüzde 60 saflıkta uranyum zenginleştirdiğini teyit ederken, İsrail bu seviyenin silah yapımına çok yakın olduğu uyarısında bulunuyor.
Küresel enerji piyasaları da bu gerilimden doğrudan etkileniyor. İran’ın kontrolündeki Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrol tankerlerine yönelik tehditler, petrol fiyatlarında dalgalanmaya neden oluyor. Avrupa Birliği, olası bir çatışmanın enerji arz güvenliğini tehdit edeceği endişesiyle diplomatik çözüm için Almanya ve Fransa öncülüğünde girişimlerini sürdürüyor. ABD ise bölgedeki askeri varlığını artırarak hem İsrail’e caydırıcılık sağlamaya hem de İran’a mesaj vermeye çalışıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran-İsrail geriliminin tırmanması, Türkiye’nin güney sınırlarına yakın bir bölgede istikrarsızlık riski taşıyor. Türkiye, enerji ihtiyacının önemli bir kısmını İran ve Irak üzerinden karşılıyor; olası bir çatışma enerji arzını sekteye uğratabilir. Ayrıca, İran’la sınır komşusu olan Türkiye, İsrail’le de son dönemde normalleşme adımları atmış durumda. Ankara’nın her iki ülkeyle de diyalog kanallarını açık tutması, bölgesel arabuluculuk rolünü güçlendirebilir. Öte yandan, ABD’nin İran’a yönelik yaptırımları Türk şirketlerini de etkileyebilir; bu nedenle Türkiye, tansiyonun düşürülmesi yönünde Alman ve Amerikan girişimlerini desteklemektedir.