İran, bugün erken saatlerde İsrail’e yönelik başlattığı geniş çaplı füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarının ardından, söz konusu operasyonların sona erdiğini duyurdu. İran Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, saldırıların İsrail’in “acılı bir yanıt” olarak nitelendirildiği ve İran’ın meşru müdafaa hakkını kullandığı belirtildi. Açıklamada, “Operasyon sona ermiştir” ifadeleri kullanıldı, ancak İran’ın olası bir İsrail misillemesine karşı hazırlıklı olduğu da vurgulandı. Bu gelişme, İsrail ile İran arasındaki doğrudan çatışma riskinin daha önce hiç olmadığı kadar arttığı bir dönemde gerçekleşti.
Gelişmenin arka planı
İran’ın saldırısı, İsrail’in daha önce Şam’daki İran konsolosluğuna düzenlediği ve çok sayıda İranlı askeri danışmanın öldüğü saldırıya misilleme olarak geldi. İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun üst düzey komutanlarından Tuğgeneral Muhammed Rıza Zahedi’nin de aralarında bulunduğu yedi kişi, 1 Nisan’da düzenlenen hava saldırısında hayatını kaybetmişti. İran, bu saldırının ardından “cezalandırıcı bir yanıt” vereceğini duyurmuş ve bölgedeki gerilim haftalardır tırmanış halindeydi.
İran’ın bu geceki operasyonunda, İsrail’e doğru yüzlerce İHA ve füze fırlatıldığı bildirildi. İsrail ordusu, hava savunma sistemlerinin devreye girdiğini ve ABD, İngiltere ile birlikte ortak müdahale ile saldırıların büyük ölçüde etkisiz hale getirildiğini açıkladı. İsrail yönetimi, olası bir misilleme için güvenlik kabinesini toplama kararı alırken, Başbakan Binyamin Netanyahu, “Sistematik bir şekilde hareket edeceğiz” dedi.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu gelişme, İsrail ile İran arasındaki gölge savaşın ilk kez bu kadar büyük ve doğrudan bir çatışmaya dönüşmesi olarak kayıtlara geçti. İran uzun yıllardır İsrail’e karşı dolaylı yollardan mücadele ederken, bu saldırı ile birlikte iki ülke arasında ilk kez topyekûn bir askeri çatışma yaşanmış oldu. Lübnan Hizbullah’ı da İsrail’e yönelik eş zamanlı saldırılar düzenlediğini duyurdu.
ABD Başkanı Joe Biden, İsrail’e “demir gibi” destek mesajı verirken, sorunun diplomatik yollardan çözülmesi çağrısı yaptı. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar gibi Körfez ülkeleri de taraflara itidal çağrısında bulundu. Ancak bu çağrılara rağmen, bölgesel bir savaş tehlikesi giderek daha somut hale geliyor. Böyle bir savaş, küresel petrol fiyatlarını etkileyebilir ve dünya ekonomisini resesyona sürükleyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran-İsrail arasındaki bu tırmanma, Türkiye için doğrudan güvenlik riskleri barındırmaktadır. Türkiye, hem İran’a hem de İsrail’e sınırı olan bir ülke olmasa da, çatışmanın bölgeye yayılması halinde sıcak savaşın kıyısında kalabilir. Ayrıca bu gerilim, Türkiye’nin Kafkasya ve Orta Doğu’daki enerji koridorlarını etkileyerek ekonomik sonuçlar doğurabilir. Türkiye’nin, bölgede arabuluculuk yaparak kendi çıkarlarını koruma politikası, bu yeni durumda daha da önem kazanmaktadır.