Middle East Eye’ın geçtiğimiz hafta yayımladığı özel bir araştırma, ABD ve İsrail’in İslam dünyasının üçüncü kutsal mekânı olan Mescid-i Aksa’da Ürdün’ün asırlık vesayetini sona erdirmek için koordineli bir şekilde çalıştığını ortaya koydu. Bu, sıradan bir diplomatik hamle değil; bölgedeki İslam varlığını sistematik olarak silmeyi amaçlayan bir kampanyanın doruk noktasıdır. Araştırma, İsrail güvenlik güçlerinin Aksa’ya yönelik baskınlarını artırdığı ve Filistinlilere yönelik kısıtlamaları sıkılaştırdığı bir dönemde geldi. Uzmanlar, bu gelişmenin bölgesel bir çatışmayı tetikleyebileceği uyarısında bulunuyor.
Vesayet krizi: Tarihi statüko tehdit altında
Ortadoğu’nun en hassas dengelerinden biri olan Mescid-i Aksa’daki statüko, 1967’den bu yana Ürdün’ün Kudüs İslami Vakıflar İdaresi aracılığıyla yürüttüğü vesayetle korunuyor. Middle East Eye’ın raporuna göre, ABD ve İsrail bu düzenlemeyi bozmak için ortak bir strateji izliyor. İsrail, son aylarda Aksa’ya giriş çıkışları kontrol eden elektronik bariyerler kurarken, Yahudi yerleşimcilerin bölgeye akınını artırdı. ABD ise diplomatik kanallardan Ürdün Kralı II. Abdullah’a baskı yaparak İslami Vakıflar İdaresi’nin yetkilerinin kısıtlanmasını talep etti. Bu, İsrail’in ‘egemenlik’ iddialarını pekiştirme girişimi olarak yorumlanıyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Filistin meselesi ve İslam dünyası
Bu gelişme, sadece Filistinlileri değil, tüm İslam dünyasını yakından ilgilendiriyor. Mescid-i Aksa, Müslümanlar için kıblenin ilk yönü ve Miraç hadisesinin mekânı olarak sembolik öneme sahip. Ürdün’ün vesayetinin sona erdirilmesi, İsrail’in Doğu Kudüs’teki ilhak planlarının bir parçası olarak görülüyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler, İbrahim Anlaşmaları çerçevesinde İsrail’le normalleşme sürecini sürdürürken, bu hamle onların Filistin meselesine yaklaşımlarını da test ediyor. Mısır ve Ürdün, resmi olarak statükonun korunması çağrısı yaparken, İran ve Türkiye sert tepki gösterdi. BM Güvenlik Konseyi’nde ise ABD’nin vetosu nedeniyle herhangi bir yaptırım kararı çıkması beklenmiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Mescid-i Aksa’daki statükonun değişmesine en sert tepki veren ülkelerin başında geliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, defalarca Filistin davasını savunacağını ve Kudüs’ün kırmızı çizgi olduğunu vurguladı. Ancak Türkiye’nin Doğu Akdeniz, Suriye ve Libya’daki angajmanları, bu krize müdahale kapasitesini sınırlıyor. Ankara’nın diplomatik girişimleri, İslam İşbirliği Teşkilatı’nı harekete geçirme çabaları ve Katar’la ortak insani yardım koridoru oluşturma planları mevcut. Bu gelişme, Türkiye’nin bölgesel liderlik iddiasını güçlendirecek bir fırsat olabilir, ancak aynı zamanda ABD ile ilişkileri daha da germe riski taşıyor.