Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi (UNCCD) kapsamında düzenlenen 16. Taraflar Konferansı (COP16), Afrika ülkelerinin kuraklık protokolü talebinin karşılanmaması ve görüşmelerin iki yıl süreyle ertelenmesiyle sona erdi. Afrika heyetlerinin zirveyi terk etmesiyle çıkmaza giren müzakereler, Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da gerçekleşti. Toplantı, kuraklıkla mücadelede bağlayıcı bir küresel çerçeve oluşturulması hedefine ulaşamadan kapandı.
Afrika'nın Kuraklık Protokolü Israrı ve Blokun Dağılması
Afrika ülkeleri, kuraklığın yol açtığı yıkıcı sonuçlara karşı acil ve bağlayıcı bir protokol çağrısı yapmıştı. Kıta, art arda yaşanan kuraklık dönemlerinde tarımsal üretim kaybı, su kıtlığı ve göç gibi sorunlarla boğuşuyor. Ancak gelişmiş ülkeler ve bazı büyük ekonomiler, böyle bir protokolün mali yükümlülükler getireceği endişesiyle direnç gösterdi. Müzakereler sırasında Afrika grubu, taleplerinin karşılık bulmaması üzerine oturumları terk etti. Bu eylem, zirvenin gidişatını değiştirdi ve nihai metnin kuraklık konusunda somut bir taahhüt içermesini engelledi.
COP16'nın ana gündem maddelerinden biri, 2015 Paris Anlaşması sonrası benzer bir yapıyı çölleşme ve kuraklık alanında kurmaktı. Afrika ülkeleri, kuraklık protokolünün sadece tavsiye niteliğinde değil, yasal olarak bağlayıcı olmasını istiyordu. Fakat karar taslağında yer alan ifadeler, "gönüllü işbirliği" ve "kapasite geliştirme" gibi yumuşak yükümlülüklerle sınırlı kaldı. Bu durum, kıta heyetlerinin tepkisini çekti.
Zirve başkanlığını yürüten Suudi Arabistan, tarafları uzlaştırmak için çaba sarf etti ancak başarılı olamadı. Sonuç belgesinde kuraklık maddesi, "gelecekteki müzakerelerde ele alınmak üzere" notuyla geçiştirildi. Böylece bir sonraki COP toplantısına kadar konunun askıya alınması kararlaştırıldı. Afrika heyetleri, bu ertelemenin kuraklık mağduru ülkeler için ağır sonuçlar doğuracağını vurguladı.
Küresel İklim Diplomasisinde Artan Gerilim
COP16'da yaşananlar, küresel iklim müzakerelerinde Kuzey-Güney ayrımının derinleştiğini gösteriyor. Gelişmiş ülkeler, sera gazı azaltımı ve finansman konularında taahhütlerini yerine getirmekte zorlanırken, gelişmekte olan ülkeler daha fazla destek ve adalet talep ediyor. Kuraklık protokolü tartışması, bu gerilimin yeni bir cephesi oldu.
Afrika'nın kuraklıkla mücadelesi, küresel ısınmanın doğrudan sonuçlarıyla yüzleşen bölgeler için sembolik bir önem taşıyor. Bilimsel raporlar, Afrika Boynuzu ve Sahel bölgesinde kuraklık sıklığının arttığını, tarım arazilerinin verimsizleştiğini ve su kaynaklarının azaldığını ortaya koyuyor. Bu durum, gıda güvenliği, göç ve bölgesel istikrar üzerinde baskı oluşturuyor.
Uluslararası kamuoyu, COP16'nın başarısızlığını, çok taraflı iklim diplomasisinin zayıflığına dair bir işaret olarak yorumluyor. Özellikle son yıllarda artan jeopolitik rekabet, enerji krizi ve ekonomik belirsizlikler, ülkelerin iklim taahhütlerinden uzaklaşmasına neden oluyor. Afrika'nın zirveyi terk etmesi, bu süreçte sesini duyurmaya çalışan ülkelerin ne kadar zorlandığını gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, kuraklık ve çölleşmeden olumsuz etkilenen Akdeniz kuşağında yer alıyor. COP16'da varılamayan kuraklık protokolü, Türkiye'nin de dahil olduğu bölgesel riskleri artırıyor. Türkiye, BM Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi'ne taraf ve bu alanda ulusal politikalar yürütüyor. Afrika ülkelerinin taleplerinin karşılanmaması, benzer iklim riskleri taşıyan Türkiye için küresel dayanışmanın zayıfladığını gösteriyor. Ayrıca, Afrika'da artan kuraklık ve göç baskısı, Türkiye'nin de içinde bulunduğu geniş coğrafyada istikrarı tehdit edebilir. Türkiye'nin iklim diplomasisinde daha aktif rol alması ve kuraklıkla mücadelede bölgesel işbirlikleri geliştirmesi kritik önem taşıyor.