Afganistan, Taliban'ın Ağustos 2021'de yeniden iktidara gelmesinin üzerinden yaklaşık beş yıl geçmesine rağmen, uluslararası toplum için hassas bir denge unsuru olmaya devam ediyor. Ülkede şiddet olayları artık geleneksel çatışma dinamiklerinden ziyade, giderek artan sosyo-ekonomik baskılarla bağlantılı hale gelmiş durumda. Roma merkezli bağımsız gazeteci Silvia Boccardi'ye göre, yoksulluk, işsizlik ve temel hizmetlere erişimdeki kısıtlılık, halk arasında huzursuzluğu körüklüyor ve bu da farklı şiddet biçimlerini tetikliyor. Avrupa hükümetleri ise, insani yardım ve güvenlik endişeleri çerçevesinde Taliban yönetimiyle pragmatik bir angajman arayışına girmiş durumda.
Ekonomik Kriz ve Şiddet Sarmalı
Taliban'ın yönetimi devralmasının ardından uluslararası yardımların büyük ölçüde kesilmesi ve dondurulan Afganistan Merkez Bankası varlıkları, ülke ekonomisini derin bir krize sürükledi. Birleşmiş Milletler verilerine göre, Afgan nüfusunun yüzde 90'ı yetersiz beslenmeyle karşı karşıya ve yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Bu ekonomik çöküş, su kaynakları, arazi ve barınma gibi kıt kaynaklar üzerinde rekabeti artırarak yerel düzeyde çatışmaları körüklüyor. Ayrıca, uyuşturucu kaçakçılığı ve silahlı grupların varlığı, güvenlik durumunu daha da karmaşık hale getiriyor.
Silvia Boccardi'nin sahadan aktardıklarına göre, Taliban'ın adalet ve güvenlik mekanizmaları, artan suç oranları ve toplumsal gerilimlerle başa çıkmakta yetersiz kalıyor. Özellikle kadınlar ve azınlık grupları, hem ekonomik hem de fiziksel güvenlik açısından en kırılgan kesimler olarak öne çıkıyor. Eğitim ve sağlık hizmetlerindeki kısıtlamalar, uzun vadede toplumsal yapıyı daha da zayıflatıyor.
Avrupa'nın Açmazı: İnsani Yardım mı, Tanıma mı?
Avrupa ülkeleri, Afganistan'daki insani krize kayıtsız kalamazken, Taliban yönetiminin meşruiyetini tanımama konusunda da titiz davranıyor. AB ve üye devletler, insani yardımları doğrudan halka ulaştırmak için Birleşmiş Milletler ve sivil toplum kuruluşları aracılığıyla hareket ediyor. Ancak Taliban'ın kız çocuklarının eğitimi ve kadın hakları konusundaki katı politikaları, Avrupa'nın angajmanını sınırlandırıyor. Bununla birlikte, bazı Avrupa ülkeleri, terörle mücadele ve düzensiz göçü önleme gibi konularda işbirliği yapmak için Taliban'la doğrudan temas kurmayı tercih ediyor. Bu ikilem, Batı'nın Afganistan politikasında bir tutarsızlık yaratıyor: bir yandan insani yardım akarken, diğer yandan siyasi tanıma konusunda adım atılmıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Afganistan'daki istikrarsızlık, Türkiye için doğrudan güvenlik ve göç riskleri taşıyor. Türkiye, Afgan mülteciler için önemli bir geçiş ve hedef ülke konumunda; ekonomik çöküş ve şiddet, yeni göç dalgalarını tetikleyebilir. Ayrıca, Türkiye'nin bölgedeki diplomatik ve insani yardım rolleri, bu krizle başa çıkmada kritik önemde. Taliban'la Ankara'nın kurduğu pragmatik ilişkiler, Avrupa'ya kıyasla daha ileri düzeyde olabilir. Ancak, Afganistan'daki insan hakları ihlalleri, Türkiye'nin uluslararası itibarını zedeleyecek bir angajmana sürüklenmemesi için dikkatli bir denge politikası izlemesini gerektiriyor.