11 Eylül 2001 saldırılarının ardından ABD'nin Afganistan'da başlattığı ve 20 yıl süren savaşta Washington'a destek veren bazı Afganlar, bugün bu kararlarından pişmanlık duyuyor. ABD'nin 2021'deki kaotik çekilmesi ve Taliban'ın yönetimi ele geçirmesinin ardından, bir zamanlar işgal güçlerine tercümanlık, rehberlik veya güvenlik hizmeti sunan binlerce Afgan, hem hayatlarını hem de ülkelerini kaybetmenin acısını yaşıyor. Bu kişilerden bazıları, 'Bir daha asla onlara güvenmeyeceğim' diyerek yaşadıkları hayal kırıklığını dile getiriyor.
Savaşın Gölgesinde Bir Nesil
2001 yılında ABD öncülüğündeki koalisyon, El Kaide lideri Usame bin Ladin'i sakladığı gerekçesiyle Taliban rejimini devirmek için Afganistan'a asker gönderdi. Kısa sürede Taliban yönetimi düşürüldü ve 20 yıl sürecek bir ulus inşa süreci başladı. Bu süreçte birçok Afgan, ABD ordusuyla iş birliği yaparak tercüman, güvenlik görevlisi, lojistik destekçi veya istihbarat kaynağı olarak görev aldı. Ancak bu iş birliği, onları Taliban ve diğer silahlı grupların hedefi haline getirdi. Yıllar boyunca birçok Afgan, ailelerini korumak için kimliklerini gizlemek zorunda kaldı.
ABD'nin 2021 Ağustos'unda Kabil'i terk etmesiyle Taliban hızla yönetimi ele geçirdi. ABD, binlerce Afgan müttefikini tahliye etmek için büyük bir hava köprüsü operasyonu düzenledi. Ancak bu operasyon sırasında birçok kişi geride kaldı. Tahliye edilenlerin bir kısmı ise ABD'de veya üçüncü ülkelerde mülteci olarak yaşam mücadelesi veriyor. Özel vizelerin işlem süreçleri yıllarca sürdü ve birçok başvuru hâlâ sonuçlanmadı.
Afganistan'da kalan ve ABD ile bağlantısı olduğu bilinen kişiler, Taliban'ın intikam kampanyalarıyla karşı karşıya. İnsan hakları örgütleri, bu kişilerin sistematik olarak arandığını, gözaltına alındığını ve hatta öldürüldüğünü rapor ediyor. Birçok eski tercüman, şu anda saklanarak yaşıyor ve ülkeden çıkış yolları arıyor. ABD'nin vaat ettiği güvenli geçiş garantileri ise kağıt üzerinde kaldı.
Güven Bunalımı ve Küresel Yansımalar
Afgan müttefiklerin yaşadığı hayal kırıklığı, ABD'nin uluslararası itibarını da zedeliyor. Batılı ülkelerin gelecekteki çatışmalarda yerel müttefiklerle kuracağı güven ilişkileri sorgulanıyor. Özellikle istihbarat ve askeri iş birliklerinde, yerel halkın Batı'ya duyduğu güvenin sarsılması, uzun vadeli stratejik sonuçlar doğurabilir. Uzmanlar, bu durumun ABD'nin 'değerler temelli' dış politika söylemiyle çeliştiğini belirtiyor.
Diğer yandan Taliban yönetimi, Afganistan'da istikrarsızlığı derinleştiriyor. Kadınların eğitim ve çalışma hakları ellerinden alındı, basın özgürlüğü büyük ölçüde kısıtlandı ve ekonomik kriz derinleşti. İnsani yardım kuruluşları, ülkeye erişimde zorluk çekiyor. Birleşmiş Milletler, milyonlarca Afgan'ın acil yardıma muhtaç olduğunu bildiriyor. Bu tablo, ABD'nin çekilmesinin ardından bıraktığı mirasın ne kadar ağır olduğunu gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Afganistan'daki istikrarsızlık, Türkiye'yi doğrudan etkiliyor. Türkiye, yıllardır Afganistan'da kalkınma yardımları ve diplomatik girişimlerle aktif rol oynadı. Kabil Havalimanı'nın işletilmesi gibi konularda potansiyel görevler üstlenebileceği konuşuluyor. Ancak Taliban yönetimiyle ilişkilerde dengeli bir politika izlemek zorunda. Öte yandan, Afgan mülteci akını ve bölgesel güvenlik riskleri Türkiye'nin sınırlarını ve iç güvenliğini tehdit ediyor. ABD'nin bıraktığı güven boşluğu, Türkiye'nin bölgesel inisiyatif almasını gerektirebilir. Türk dış politikası için Afganistan, hem insani hem stratejik bir sınav olmayı sürdürüyor.