Almanya'nın doğusundaki Erfurt kenti, 28-29 Haziran hafta sonunda aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin yıllık kongresine sahne oldu. On binlerce protestocu kentin ana yollarını kapatarak ulaşımı felç etmeye çalışsa da, parti delegeleri yeni eş başkanlarını seçmek üzere toplandı. Göçmen karşıtı söylemleriyle bilinen AfD, son aylarda kamuoyu yoklamalarında yükselişe geçmiş ve özellikle doğu eyaletlerinde önemli bir siyasi güç haline gelmişti. Kongre, partinin daha radikal bir çizgiye kaydığı yönündeki endişeleri artırdı.
Protestolar ve güvenlik önlemleri
Polis yetkilileri, cumartesi günü Erfurt'ta en az 30 bin kişinin protesto gösterilerine katıldığını, pazar günü de 20 bin civarında eylemcinin sokaklara döküldüğünü belirtti. Göstericiler, AfD'nin “insanlık dışı” politikalarını protesto etmek için kentin girişlerini traktörlerle kapattı, toplu taşıma araçlarını durdurdu ve kongre binasına yürümeye çalıştı. Polis, kalabalığı dağıtmak için su sıkma araçları ve biber gazı kullandı. Çok sayıda gösterici gözaltına alındı. Protestoların odak noktası, AfD'nin son dönemde daha da keskinleşen sığınmacı karşıtı tutumu ve “remigrasyon” (kitlesel sınır dışı) planları olarak belirtiliyor.
AfD içinde ise kongre öncesinde önemli bir liderlik değişimi yaşandı. Partinin eski eş başkanları Tino Chrupalla ve Alice Weidel'in yerini, daha muhafazakar kanadı temsil eden Jörg Meuthen ve daha radikal kanadı temsil eden Björn Höcke'nin adayları almadı. Ancak kongrede, partinin aşırı sağcı söylemini yumuşatmak isteyen “ılımlı” kanat ile daha sert bir çizgi savunan “radikal” kanat arasında derin bir bölünme ortaya çıktı. Delegeler, partinin resmi politikasını belirleyecek kararları oylarken, radikal kanadın önerdiği ve “göçün sıfırlanması” ile “Alman kültürünün korunması” gibi maddeler kabul edildi.
Almanya siyasetinde AfD'nin yükselişi
AfD, 2013 yılında kurulduktan sonra özellikle 2015-2016 sığınmacı krizi döneminde büyük bir çıkış yakalamıştı. Parti, son federal seçimlerde yüzde 10.3 oy almış ve ana muhalefet partisi konumuna yükselmişti. Ancak son aylarda yapılan kamuoyu yoklamaları, AfD'nin oy oranının yüzde 16-18 bandına çıktığını gösteriyor. Bu yükselişte, Almanya'daki artan enflasyon, enerji krizi ve hükümetin göç politikalarına duyulan memnuniyetsizlik etkili oldu. Parti, özellikle doğu eyaletlerinde Saksonya, Thüringen ve Brandenburg'da en güçlü siyasi güç haline geldi. Thüringen eyalet teşkilatı, Anayasayı Koruma Teşkilatı tarafından “aşırı sağcı” olarak sınıflandırılan Björn Höcke tarafından yönetiliyor.
AfD'nin bu yükselişi, Almanya'daki diğer partiler arasında alarm zilleri çaldırdı. Şansölye Olaf Scholz liderliğindeki koalisyon hükümeti, partinin “demokrasi karşıtı” olduğu gerekçesiyle yasaklanması çağrılarıyla karşı karşıya. Ancak yasaklama için gerekli anayasal eşik oldukça yüksek. Avrupa genelinde ise aşırı sağ partilerin yükselişi benzer bir tablo çiziyor; Fransa'da Marine Le Pen, İtalya'da Giorgia Meloni ve Hollanda'da Geert Wilders'ın partileri seçimlerde önemli başarılar elde etti. AfD'nin kongresi, bu küresel eğilimin bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
AfD'nin yükselişi ve göçmen karşıtı söylemlerini sertleştirmesi, Almanya'da yaşayan yaklaşık 3 milyon Türk kökenli nüfusu doğrudan ilgilendiriyor. Parti, resmi programında “Alman kimliğine tehdit” olarak gördüğü göçmenlerin, özellikle Müslümanların entegrasyonuna karşı çıkıyor. Bu söylem, Türkiye kökenli vatandaşların ayrımcılığa uğrama riskini artırabilir. Ayrıca, AfD iktidara gelmesi durumunda Almanya'nın Türkiye ile ilişkilerinde de gerilim beklenebilir; parti, Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkmakta ve Erdoğan hükümetine yönelik sert eleştiriler yöneltmektedir. Küresel boyutta ise aşırı sağın güçlenmesi, Avrupa genelinde popülist ve ulusalcı eğilimleri körükleyerek Türkiye'nin AB ile ilişkilerini zorlaştırabilir.