1991 yılında ABD federal otoriteleri tarafından nesli tükenmekte olan bitki ve hayvanlar listesine alınan kuzeydoğu hasırotu (Scirpus ancistrochaetus), o dönemde yalnızca altı eyalete dağılmış 13 popülasyonla yok oluşun eşiğindeydi. Bugün ise bu sayı on bir kat artarak 148'e ulaşmış durumda. Ancak türün gerçekten toparlanıp toparlanmadığı konusunda bilim insanları ikiye bölünmüş durumda.
Gelişmenin arka planı
Kuzeydoğu hasırotu, sulak alanlarda yetişen çok yıllık, çimen benzeri bir sazdır. Türün habitat kaybı, kirlilik ve iklim değişikliği nedeniyle hızla yok olduğu düşünülüyordu. ABD Balık ve Yaban Hayatı Servisi (FWS), 1991'de türü federal koruma altına aldı ve bir kurtarma planı başlattı. Plan kapsamında yeni popülasyonlar keşfedildi; 2004'te 78, 2010'da 115 ve son olarak 2022'de 148 popülasyon rapor edildi. Bu sayısal artış, FWS tarafından türün iyileşme yolunda olduğu şeklinde yorumlandı.
Bölgesel veya küresel boyut
Ancak bazı botanikçiler, bu sayısal artışın yanıltıcı olduğunu savunuyor. Harvard Üniversitesi'nden Dr. Elizabeth Farnsworth, “Keşfedilen yeni popülasyonların çoğu aslında aynı klonun parçaları olabilir. Genetik analizler, birbirine yakın alanlardaki bitkilerin DNA'sının neredeyse aynı olduğunu gösteriyor” diyor. Bu durumda, 148 popülasyon yerine aslında çok daha az sayıda genetik birey bulunuyor olabilir. Ayrıca, türün üreme başarısı düşük; tohum verimi yetersiz ve doğal yayılma kapasitesi sınırlı. ABD Jeolojik Araştırmalar Kurumu (USGS) verilerine göre, mevcut popülasyonların dörtte biri son on yılda boyut olarak küçüldü. Küresel ölçekte, sulak alan bitkileri benzer tehditlerle karşı karşıya. İklim değişikliği, deniz seviyesinin yükselmesi ve arazi kullanımı değişiklikleri, bu tür ekosistemleri her geçen gün daha kırılgan hale getiriyor. Uzmanlar, koruma çabalarının yalnızca popülasyon sayısını değil, genetik çeşitliliği de hedeflemesi gerektiğini vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, sulak alan biyolojik çeşitliliği açısından zengin bir ülkedir ve benzer koruma sorunlarıyla karşı karşıyadır. Türkiye'deki endemik sulak alan bitkileri de habitat kaybı, kirlilik ve iklim değişikliğinden etkilenmektedir. ABD'deki bu tartışma, koruma stratejilerinin sayısal artıştan ziyade genetik çeşitliliği ve ekosistem sağlığını esas alması gerektiğini gösteriyor. Türkiye’nin, doğa koruma politikalarında bu tür bilimsel verilere dayalı yaklaşımları dikkate alması, biyolojik çeşitliliğin sürdürülebilirliği açısından önemlidir. Ayrıca, küresel iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında sulak alanların korunması, karbon depolama ve su döngüsü düzenlenmesinde kritik rol oynar.