Brexit oylamasının üzerinden on yıl geçti, ancak Britanya'nın Avrupa Birliği'nden ayrılma kararının yarattığı toplumsal ve siyasi yarıklar hâlâ kapanmış değil. The Guardian yazarı Aditya Chakrabortty, ülkenin kendine anlattığı Brexit hikâyesinin artık uyuşmazlık ve öfke üzerine kurulu olduğunu belirtiyor. Bir yanda Başbakan Keir Starmer, Brüksel'le yeni bir anlaşma zemininde 'normal' ilişkiler kurmaya çalışırken, diğer yanda Nigel Farage liderliğindeki aşırı sağ, sokaklardaki etnik kırgınlığı ve yabancı düşmanlığını siyasi sermayeye dönüştürüyor. Bu kutuplaşma, Brexit'in vaat ettiği egemenlik ve refah hayalini gölgede bırakarak yerini kimlik siyaseti ve ekonomik hayal kırıklığına bırakıyor.
Starmer'ın Brüksel'e Yönelik 'Normalleşme' Çabası
Keir Starmer, Brexit sonrası ilişkileri düzeltmek için Brüksel'le teknik düzeyde müzakerelere başladı. Ancak bu girişim, daha çok ticaret ve güvenlik alanında somut kazanımlar arayan bir 'reset' olarak görülüyor. Starmer'ın hedefi, eski başbakan Boris Johnson döneminde bozulan diplomatik bağları onarmak ve Birleşik Krallık'ı yeniden AB kararlarında söz sahibi yapmak. Fakat iç politikada İşçi Partisi'nin Brexit konusundaki belirsiz tutumu, seçmenlerin bir kısmı tarafından 'gizli bir geri dönüş' olarak algılanıyor. Oysa Starmer, AB ile yakınlaşmayı açıkça savunsa da, yeniden üyelik ya da gümrük birliği gibi radikal adımlara sıcak bakmıyor. Bu kısmi yaklaşım, Brexit’ten en çok etkilenen küçük işletmeler ve ihracatçılar için yetersiz kalırken, ülke içinde Brexit yanlısı seçmenleri de tatmin etmiyor.
Farage ve Aşırı Sağın Yükselişi: Sokaklarda Etnik Gerilim
Nigel Farage'ın liderliğini yaptığı Reform UK partisi, Brexit sonrası sağlamlaşan 'göçmen karşıtı' söylemlerle büyümeye devam ediyor. Son yıllarda artan ırkçı saldırılar ve göçmen kamplarına yönelik protestolar, Farage'ın 'ülkenin kontrolünü ele geçirme' çağrılarının yankı bulduğunu gösteriyor. Chakrabortty, bu durumu 'Brexit'in hayaletlerinin sokaklarda dolaştığı' şeklinde tanımlıyor. Farage, Starmer'ın Brüksel'le masabaşı diplomasisine karşı 'halkın sesi' olarak konumlanıyor. Son anketlerde Reform UK'nin oy oranının yüzde 15'lere ulaştığı görülürken, bu durum İngiliz siyasetinde merkez sağın daha da radikalleşmesine yol açıyor. Muhafazakâr Parti ise Brexit'in getirdiği ekonomik sorunlar ve sağlık kriziyle boğuşurken, Farage'ın gölgesinde kendi tabanını korumakta zorlanıyor.
Ekonomik ve Toplumsal Dönüşüm: Brexityeniler ve Kaybedenler
Brexit sonrası Britanya ekonomisi, ticaret engelleri ve bürokratik yüklerle mücadele ederken, enflasyon ve yaşam maliyeti krizi derinleşiyor. Özellikle balıkçılık ve tarım sektörü ihracat pazarlarını kaybederken, hizmet sektörü AB'den gelen nitelikli iş gücüne erişimde zorlanıyor. Bu tablo, Brexit'in zaferini ilan edenler ile kaybedenleri arasındaki uçurumu daha da belirginleştiriyor. Göçmen karşıtı söylemler artarken, İngiltere'de yaşayan AB vatandaşlarının statüsü ise hâlâ tartışmalı. Son yıllarda yapılan araştırmalar, Brexit'in etnik azınlıklar ve gençler arasında derin bir güvensizlik yarattığını ortaya koyuyor. Toplumun büyük bir kesimi, Brexit'in vaat ettiği 'küresel Britanya' vizyonunun gerçekleşmediği ve ülkenin daha izole, daha kutuplaşmış ve daha yoksul hale geldiği görüşünde birleşiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Brexit sonrası Britanya'daki siyasi kutuplaşma ve aşırı sağın yükselişi, Türkiye'nin Avrupa ile ilişkileri açısından dolaylı ama önemli yansımalar içeriyor. Birleşik Krallık, Gümrük Birliği'nden çıktıktan sonra Türkiye ile serbest ticaret anlaşması imzalamış, ancak bu anlaşma beklenen ticari hacmi yaratamamıştı. Farage'ın göçmen karşıtı söylemleri, Türk diasporasına yönelik potansiyel bir tehdit oluştururken, Starmer'ın AB ile yakınlaşması Türkiye-AB ilişkilerinde İngiltere'nin arabulucu rolünü güçlendirebilir. Ayrıca, Britanya'daki aşırı sağın yükselmesi, Avrupa genelinde benzer eğilimleri besleyerek Türkiye'nin AB üyelik sürecini daha da karmaşık hale getirebilir. Bu nedenle Ankara, Londra'daki siyasi dalgalanmaları yakından takip etmek durumunda.