ABD'de sivil haklar önderleri, federal ve eyalet mahkemelerinin oy verme hakkını sınırlayan kararlarının ardından, Ağustos ayında Washington'da büyük bir yürüyüş düzenleme kararı aldı. Rahip Al Sharpton ve Martin Luther King III'ün öncülük edeceği yürüyüş, 1963'teki tarihi Washington Yürüyüşü'nün 60. yıldönümüne denk getirilecek. Eylem, son dönemde birçok eyalette kabul edilen kısıtlayıcı oy yasalarına ve Yüksek Mahkeme'nin 1965 tarihli Oy Hakkı Yasası'nın bazı maddelerini iptal etmesine tepki olarak planlandı.
Arka plan: Oy haklarındaki gerileme
Son yıllarda ABD'de özellikle Cumhuriyetçi yönetimlerin olduğu eyaletlerde, kimlik zorunluluğu, erken oy verme sürelerinin kısaltılması ve posta yoluyla oy kullanmanın sınırlanması gibi bir dizi kısıtlayıcı yasa kabul edildi. Sivil haklar örgütleri, bu önlemlerin orantısız bir şekilde azınlık gruplarını - özellikle siyahi ve Latin seçmenleri - etkilediğini savunuyor. Yüksek Mahkeme'nin 2013'teki Shelby County v. Holder kararı ile, Oy Hakkı Yasası'nın, tarihsel olarak ayrımcılık geçmişine sahip eyaletlerde federal onay zorunluluğu getiren 4. Bölüm'ünü iptal etmesi, bu gerilemenin hukuki temelini oluşturdu. Bu karar, dokuz eyaletin yeni oy kısıtlamaları getirmesinin önünü açtı.
2020 başkanlık seçimlerinin ardından eski Başkan Donald Trump'ın 'seçim sahtekarlığı' iddiaları, Cumhuriyetçi eyalet yasama organlarını daha da katı önlemler almaya teşvik etti. Georgia, bu alandaki en sert yasalardan birini geçirirken, Teksas, Florida ve Arizona gibi eyaletler de benzer adımlar attı. 2021'de yürürlüğe giren Georgia yasası, sandık kutularının sayısını azaltıyor, sırada beklerken su verilmesini yasaklıyor ve yoklama ile oy verme işlemlerini zorlaştırıyor.
Bu gelişmeler üzerine, sivil haklar liderleri Kongre'den yeni bir federal oy hakkı yasası çıkarmasını talep ediyor. Ancak Senato'daki filibuster (sınırsız görüşme) kuralı ve Cumhuriyetçi muhalefet nedeniyle, For the People Act ve John Lewis Voting Rights Advancement Act gibi yasa tasarıları bugüne kadar ilerlemedi. Başkan Joe Biden ve Başkan Yardımcısı Kamala Harris, oy hakkı konusunda açıklamalar yapmış olsa da, somut bir yasal başarı elde edemedi.
Yürüyüşün bölgesel ve küresel boyutu
Washington'daki yürüyüş, yalnızca ABD'de değil, uluslararası alanda da yankı uyandıracak nitelikte. Demokratik süreçlere olan güvenin azaldığı bir dönemde, bu tür eylemler ABD'nin dünya genelinde bir demokrasi modeli olarak imajını etkileyebilir. Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kurumlar, ABD'deki oy hakkı tartışmalarını yakından takip ediyor. Özellikle Orta ve Doğu Avrupa'da demokratik gerileme yaşayan ülkeler için, ABD'deki bu süreç bir emsal teşkil edebilir.
Yürüyüşün düzenleneceği Ağustos ayı, aynı zamanda 1963'te Martin Luther King Jr.'ın “Bir Hayalim Var” konuşmasını yaptığı yıl dönümü. Bu tarihsel bağlam, eylemin sembolik önemini artırıyor. King'in oğlu Martin Luther King III ve diğer liderler, oy hakkının bir medeni hak meselesi olduğu kadar bir demokrasi meselesi olduğunu vurguluyor. Yürüyüşe katılımın yüz binleri bulması bekleniyor.
Ancak yürüyüşün kısa vadede yasal bir değişim getirmesi zor görünüyor. Kongre'deki kilitlenme ve eyalet düzeyindeki hukuki mücadeleler devam ediyor. Sivil haklar örgütleri, bu eylemin kamuoyu oluşturarak baskı yaratmasını ve ara seçimlerde oy verme oranlarını artırarak siyasi dengeleri değiştirmesini umuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki oy hakkı tartışmaları, Türkiye'de demokratik süreçlerin işleyişi açısından doğrudan bir etki yaratmasa da, küresel demokrasi algısını şekillendirmesi bakımından önem taşıyor. ABD'nin demokratik meşruiyeti sorgulandığında, bu durum uluslararası ilişkilerde güç dengelerini etkileyebilir. Türkiye, ABD ile olan stratejik ortaklığı çerçevesinde, ABD'nin iç siyasetindeki dalgalanmaları yakından izlemeli. Ayrıca, azınlık hakları ve siyasi katılım konularındaki bu tür gelişmeler, Türkiye'deki benzer hassasiyetleri gündeme getirebilir ve iç siyasette tartışma yaratabilir. Ancak ABD'deki yürüyüşün Türkiye'ye doğrudan bir yansıması beklenmemelidir.