Latin Amerika'da son iki yılda yapılan seçimler, kıtanın siyasi haritasını önemli ölçüde değiştirdi. Arjantin'den Ekvador'a, Brezilya'dan Şili'ye kadar birçok ülkede sağ ve muhafazakar partiler ya seçim kazandı ya da oy oranlarını artırdı. Bu eğilim, 2000'li yılların başında bölgeye damgasını vuran sol dalganın sona erdiği yorumlarını beraberinde getiriyor. Peki bu dönüşümün arkasında hangi dinamikler var?
Ekonomik kriz ve güvenlik kaygıları
Uzmanlara göre Latin Amerika'da sağ partilerin yükselişinin en önemli nedeni ekonomik durgunluk ve yüksek enflasyon. Bölge ülkeleri, pandemi sonrası toparlanma sürecinde beklenen ivmeyi yakalayamadı. Özellikle Arjantin'de yıllık enflasyon yüzde 200'ü aşarken, Perulu ailelerin yarısından fazlası gıda güvensizliği yaşıyor. Bu koşullar, seçmenleri radikal çözüm vaat eden sağ popülist liderlere yöneltiyor. Arjantin'de seçilen Javier Milei, devlet harcamalarını kısmayı ve dolarizasyonu savunurken; Ekvador'da Daniel Noboa, organize suçla mücadele söylemiyle oy topladı. Ayrıca suç oranlarındaki artış, halkın güvenlik talebini artırdı. Brezilya'da Lula hükümetine yönelik eleştirilerin başında Amazon'daki ormansızlaşma ve şiddet olaylarına karşı yetersiz önlemler geliyor. Şili'de ise sol koalisyonun anayasa değişikliği girişiminin başarısız olması, merkez sağ figürlerin öne çıkmasına yol açtı.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu siyasi kayma, yalnızca iç dinamiklerle açıklanamaz. Küresel ölçekte, ABD'de Trump'ın etkisi ve Avrupa'da aşırı sağın yükselişi, Latin Amerikalı liderlere ilham veriyor. Milei, Trump ve Brezilyalı selefi Bolsonaro ile kurduğu yakın ilişkiyle biliniyor. Bölgesel olarak ise Brezilya'daki sağ hareket, Amazon politikası ve tarım lobisi etrafında örgütleniyor. Aynı zamanda Çin'in Latin Amerika'daki artan yatırımları, bazı ülkelerde sağ partilerin “Çin tehdidi” söylemini kullanmasına zemin hazırlıyor. Ancak bu eğilim homojen değil; Meksika ve Kolombiya'da sol hükümetler hala güçlü. Yine de genel resim, 15 yıl aradan sonra kıtanın yeniden sağa doğru evrildiğini gösteriyor. Bu durum, bölgesel entegrasyon projelerini (MERCOSUR gibi) ve ortak dış politikaları olumsuz etkileyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Latin Amerika'daki siyasi sağ kayma, Türkiye'nin bölgeyle ilişkileri açısından öncelikle ekonomik boyutuyla dikkat çekiyor. Sağ partilerin serbest piyasa yanlısı politikaları, Türk müteahhitlik ve savunma sanayi firmaları için yeni fırsatlar doğurabilir; ancak korumacı eğilimler ve Çin rekabeti risk oluşturuyor. Siyasi olarak ise sağ hükümetlerin İsrail, ABD ve Körfez ülkeleriyle daha yakın ilişkiler kurması, Türkiye'nin çok yönlü dış politikasını zorlayabilir. Öte yandan, bölgedeki sol hükümetlerle iyi ilişkiler kuran Türkiye'nin, yeni dönemde dengeli bir yaklaşım benimsemesi gerekiyor. Güvenlik boyutunda ise uyuşturucu kaçakçılığı ve organize suçla mücadele işbirliği, sağ partilerin daha sert politikalarıyla ivme kazanabilir.