ABD Yüksek Mahkemesi, Salı günü oybirliğiyle alınan tarihi bir kararla, eski Başkan Donald Trump'ın doğumla vatandaşlık hakkını sınırlamayı hedefleyen başkanlık kararnamesini anayasaya aykırı bularak iptal etti. Mahkeme, 6'ya 3 oyla aldığı kararda, Amerika Birleşik Devletleri'nde doğan her çocuğun otomatik olarak vatandaşlık kazanmasını öngören 14. Değişiklik'in temel bir ilke olduğunu ve başkanlık kararnamesiyle değiştirilemeyeceğini vurguladı. Karar, Trump yönetiminin göçmenlik politikalarına karşı en önemli hukuki yenilgilerden biri olarak kayıtlara geçti.
Kararın arka planı ve gerekçesi
Trump yönetimi, 2017 yılında imzaladığı 'Amerika'yı Koruma ve Vatandaşlığı Savunma' başlıklı kararnameyle, ABD'de yasadışı yollarla bulunan veya geçici vizeyle kalan ebeveynlerin çocuklarının doğumla vatandaşlık almasını engellemeyi amaçlamıştı. Kararname, 14. Değişiklik'in 'ABD yargı yetkisine tabi olarak doğan herkesin vatandaş olduğu' hükmünü dar yorumlayarak, yasadışı göçmenlerin ülkenin tam yargı yetkisine tabi olmadığını iddia ediyordu. Ancak Yüksek Mahkeme, bu yorumun anayasanın açık lafzına ve 1898'deki United States v. Wong Kim Ark davasıyla yerleşen içtihatlara aykırı olduğuna hükmetti. Çoğunluk görüşünü kaleme alan Yargıç John Roberts, 'Doğumla vatandaşlık, Birlik'in kuruluşundan bu yana Amerikan kimliğinin tanımlayıcı unsurlarından biri olmuştur. Başkanın bu hakkı tek taraflı olarak ortadan kaldırma yetkisi yoktur' ifadelerini kullandı.
Karar, üç muhafazakar yargıcın muhalefet şerhiyle alındı. Yargıç Clarence Thomas, muhalefetinde, mahkemenin geçmişteki içtihatlarına saygı duymakla birlikte, 14. Değişiklik'in bu konuda Kongre'ye yetki verdiğini ve başkanın yürütme kararnamesiyle hareket etme hakkı olduğunu savundu. Ancak çoğunluk, Kongre'nin bu konuda açık bir düzenleme yapmadığı sürece başkanın anayasal sınırları aşamayacağını belirtti.
Küresel ve bölgesel yankılar
Karar, sadece ABD'de değil, dünya genelinde de büyük yankı uyandırdı. Doğumla vatandaşlık uygulamasının bulunduğu Kanada, Meksika ve birçok Latin Amerika ülkesinde, kararın bölgedeki göç politikalarına emsal teşkil edebileceği yorumları yapıldı. Avrupa'da ise doğumla vatandaşlık (jus soli) ilkesini benimseyen ülkeler (Fransa, İrlanda, Portekiz) kararı yakından takip ederken, Almanya gibi kan bağı esasına dayalı (jus sanguinis) sisteme sahip ülkelerde ise tartışmalara yol açtı. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), kararı 'insan hakları açısından önemli bir zafer' olarak nitelendirdi. Uzmanlar, kararın ABD'de yaşayan yaklaşık 11 milyon belgesiz göçmenin çocuklarını kapsadığını ve bu çocukların vatandaşlık statülerinin korunmasının, eğitim, sağlık ve sosyal hizmetlere erişimlerini garanti altına aldığını vurguladı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD Yüksek Mahkemesi'nin bu kararı, Türkiye açısından doğrudan bir etki yaratmasa da küresel göç politikaları ve vatandaşlık hukuku bağlamında önemli bir emsal niteliği taşıyor. Türkiye'nin son yıllarda Suriyeli mültecilere yönelik geçici koruma statüsü ve vatandaşlık düzenlemeleri düşünüldüğünde, doğumla vatandaşlık konusundaki uluslararası hukuk tartışmaları Ankara'nın da gündeminde yer alıyor. Karar, Türkiye'nin AB ile göç anlaşması müzakerelerinde ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ndeki benzer davalarda referans alabileceği bir içtihat oluşturuyor. Ayrıca, ABD'de yaşayan Türk kökenli nüfusun gelecekteki vatandaşlık statülerini etkileme potansiyeli taşıyan bu gelişme, Türk-Amerikan ilişkilerinde hukukun üstünlüğü bağlamında olumlu bir sinyal olarak değerlendiriliyor.